Ne hayatlar taşıyor sular bilinmez denizlere, 
usulca taşıyor geride kalanların sabrı...





Ucu bucağı olmayan bir flamingoyum bugün. Su kaçıyor ben kovalıyorum, 
bir yakalarsam her yer deniz. Bir yanım acı nakışlı, bir yanım sancı kışlı.. 
Diyorum ki; yokluğun her şeyden suçlu!





Ne güzeldir çocukluk arkadaşına kavuşmak. Temmuz güneşinde 
bir ıhlamur ağacının altına sığınmak gibi!





İyi şiir yazmak, cehennemde bir damla su bulmakla eşdeğerdir.  
Onun için yanık şair ölüleri ile doludur Encümen-i Şüerâ! 





Dağlar, insanlardan daha iyi kalplidir. 
Yüksektirler, ama insana yüksekten bakmazlar, 
doruklarına tırmanmaları için eteklerini açarlar insana. 
Sessiz sesleriyle insana huzur verir, dinlendirir, 
dert ortağı olur, sorgulamaz, kinayeli konuşmaz, 
boş sitemlerde bulunmaz, dedi-kodu bilmez, 
insanları birbirine düşürmez, gerektiğinde 
sığınacak liman olur başı derde düşene.. 
Bu yüzden dağları çok seviyorum. 
Kafkas dağları'ndan Erciyes'e kadar..





Şiir, buğday yanaklı kızların fuşya dudaklarına 
kondurulan hasat öpücüğüdür. 





Böbürlenme akşam, senden karanlık gece var.
Kamelyaları küstüren, gündoğumlarında
atılmaya hükümlü kara çarşaf.





İmge kömür tedirginliğinde bugün.
Birazdan yanacağını biliyor, iyi
bir şiire kül köle olacağını.





Siyah kâğıtlara beyaz kalemlerle
yazmak istiyorum. Belki de
aydınlığın değerini  daha çok
anlarız o zaman!





Şimdi bir örümceği kulağından tutup
attım pencereden. Üzmek istemedim Tabiat Ana'yı.





Dil yorgunuyum. Şiirden konuşarak
dinlenebilirim ancak.





Ay kaçtı gözlerimden. Buluta sığındı.
Dolunay dolunay yağıyorum şimdi.
aşktan ıpıslak yer!





Aşık kadın; bitmez tükenmez bir kitap, 
aşık erkek ise bu kitabın şirazesidir! 





Şiir, denize sevdalı bir ırmağın
yatağını ıslata ıslata koşmasıdır.
Sevdiğine vuslat sürecinde çırılçıplak
ve utanmazdır üstelik.





Şiir, seviştikten sonra erkeğini yiyen
peygamber devesinin duyduğu pişmanlıktır.





Şiir, güz mevsiminin  kınalı söğüt yaprağından toprağa sızmasıdır.





Şair, sırt çantasında sözcük ve imge malzemeleri 
taşıyan bir askerdir. Mayınlara basa basa, kendini
parçalata parçalata  yazar dizelerini.





Şiir, kör bir martının dev bir transatlantiğe çarpıp
batırmasıdır. Oluşan anaforda çırpına çırpına ölen
şairlerdir hep.

[Tan Edebiyat dergisinin 2. sayısında yayınlandı] 





Şiir, akıntıya karşı yüzen somon balığıdır. Yazın nehrinin
binlerce kilometrelik döl yatağında, kaynağına varmak,
varınca da tohumlarını bırakmak için çabalar durur.
Sonrasında imgeden olma, şiirden doğma bir sürü şiircik
üşüşür belleklerimize..





Şiir, yazevimin balkonundan bahçeye bakarken gördüğüm
bahçıvanın japon gülü ağacı dibindeki ayrık otlarını
temizlerken tırnak aralarına dolan küskün topraktır.
Çünkü toprak yerinden yurdundan edildiğinde hep küser,
bir şiire konuk olma pahasına.





Şiir, bir kum saatidir. Çevrildikçe, saati dolduran
kumdaki yengeç ayak izlerini, burçlu kuleli kaleler
yapmış çocukların deniz rengi gülüşlerini hapseder
zamana..





Siz, siz olun aşktan,  ışıktan, renkten, sesten ve kalabalıktan 
ayrılmayın. Zira ölüp gittiğimizde, gittiğimiz yerde 
sonsuza dek sessizlikten, karanlıktan, renksizlikten, 
kimsesizlikten ve tenhalıktan başka bir şey olmayacak. 
Bağıra bağıra şarkı söyleyin, şiir okuyun, deli gibi 
enstrüman çalın, yüksek sesle şarkılar dinleyin, hayatı 
renkli yaşayın, sık sık partiler verin, gece yarılarına 
kadar eğlenin, konserlerde, mitinglerde, düğünlerde ve 
cenazelerde mutlaka bulunun. Sakın unutmayın, hayat çok 
kısa ve öldükten sonra bizi sonsuz bir sessizlik, 
ışıksızlık ve renksizlik bekliyor. Üstelik yapayalnız..





Şiir yazmak, İstanbul Boğazı kıyılarında yüzmeye benzer, 
ama biraz açılırsan akıntıya kapılıp boğulma tehlikesi 
vardır. Anlamsızlığı affetmez Boğaz, bu yüzden anlamsızlık 
girdabına girmemeye, kıyıdan fazla uzaklaşmamaya, ayağını 
yere sağlam basmaya dikkat etmelidir şair.





Aşk, akıntıya karşı yüzen somon balığıdır. Sevda nehrinin
binlerce kilometrelik döl yatağında, kaynağına varmak,
varınca da tohumlarını bırakmak için çabalar durur.
Sonrasında sabırdan olma, hasretten doğma bir sürü anı-çocuk
üşüşür belleklerimize.. 









AnaSayfa