Kış/2005 - 4. Sayı






Ali F. Bilir

ANDIZ'IN SEYİR DEFTERİNDEN: İMGE, TAŞRA

  • Şklovski'nin, "İmgesiz sanat olmaz; şiir ise hiç olmaz" (1) sözü, şiir yazanlarla, şiire gönül verenlere yol gösteren önemli bir saptamadır. Bu bağlamda Andız, şiirde imgeyi önemseyen, önceleyen bir dergidir. Ancak imge'nin, şiirin yapısını oluşturan bu taşın, yaratılan metinde mutlaka bir işlevi olması gerekir. Belki bu gerçek göz ardı edildiğinden, bugün, bir "imge şiiri" modası sarmıştır ortalığı. Özellikle, şiir yazmaya yeni başlayan, "imge avcılığı"na soyunan gençlerimizin bu tuzağı aşması gerekir. Edebiyatımızın sıkça tartışılan konularından biri de "taşra" ve "taşralılık"tır. Bu kavramların aslında zaman ve mekanla ilintili boyutlarının ötesinde hayata bakışla, algılama ve değerlendirmeyle ilgili bir sorunsal olduğunu düşünüyoruz. Üretim biçiminin ve buna bağlı toplumsal ilişkilerin belirlediği bu olumsuzluğun bilinçle aşılabileceğini de söylemeliyiz . Andız, taşrada yayımlanan bir dergidir. Ama taşralı değildir. Adonis'in dediği gibi, aslolan bakış açısıdır, dünyaya, hayata, insana ve sanata diyalektik, evrensel bakmaktır. Şiirin yazıldığı yer değil, nasıl, hangi bakış açısıyla yazıldığıdır önemli olan. Andız, dünyanın ve hayatın siyasi bakışın dışında, sanatla ve şiirle algılanabileceğine nanan, önceliği şiir olan bir dergidir. Hayattan, insan gerçekliğinden, kendi toprağımızdan beslenen, ama dünyayı kucaklayan evrensel bir şiirden söz ediyorum. Ezilenden yana, sisteme muhalif, bilgi ve yürekle yazılan… Andız, geleneği reddetmeyen; ama, geleneği aşan, yenilikçi, modern Türk şiirinin öncüsü bir dergidir. Elbette, dünya şiirine de açık duracağız, oradan beslenecek, orayı besleyeceğiz. Özlemimiz, kişiliği ve kimliği olan evrensel bir Türk şiiridir. "Düzyazıyla şiir arasındaki ayrım dilseldir, yani biçimseldir," (2) diyen; şiirin düzyazıdan sessel ya da düşünsel özüyle değil, dil öğeleri arasında kurduğu özel bağlantı tipiyle ayrıldığını belirten Jean Cohen önemli bir ipucu vermektedir şiir yazanlara. Şiirin ana malzemesi dildir. Şairin yeteneği, onun hayata bakışı, gözlem ve değerlendirme yetisiyle olduğu kadar, dil bilinciyle de ilintilidir. Andız, modern şiirin çok anlamlılık ve çağrışımsallık üzerine kurulup değerlendirildiğini bilmektedir. Sümer, Eski Mısır, Eskimo ve Kızılderili şiirlerini bugün bile etkilenerek okuyorsak içtenlikleri yüzünden ve sözünü ettiğimiz bu niteliklere sahip oldukları içindir. (1) Prof. Dr. Doğan Aksan, Şiir Dili ve Türk Şiir Dili, s.29 (2) a.g.e. s.67 alibilirf@hotmail.com

  • Hüseyin Alemdar TENHA TAFLAN - A(h)zer Yaran için - Ben aslında bu kış da Azer'e gidecektim Fatsa kış Korucuk kar gidecektim kış tenha taflan şair mevsimidir tenhama takılıp gidecektim Ben aslında bir kış da Azer'de kalacaktım Karadeniz türküleri söyleyecektik birlikte kendine küs bir ormanı yaşayacaktık kerte kerte yaşamak yalnızlaşmaktır--gidecektim! Ben aslında O'na kendime şâir-i şita olacaktım köyler gurbetleri yâreli şehirlerin yasıdır kim güzünü dese Giz Menekşesi bir yaradan gelmedir kalp yaranın yeridir--yaram konuşsa gidecektim Bu O--göğün yırtığında yazgısını düğümlüyor bu O--hâlâ içini tutuyor, içi her yerinden düş kuyusu bu O--ömrü sanki kendi, boynu nasıl da oğul duygusu bu O--evlilik yüzüğünün içinde boğulan ölmez diyor Ölmüş--giysileri kar şimdi!
    Hüseyin Peker KASAP KAĞIDI Yaz yazacaksan kızıl yosun kasap kağıdına yaz sivri kulaklarını artçı depremle yıkıldı bizim sokak kapısı konuş içten yanmalı , yazışmalar seni tüketmiyor bağır dünyadaki ekşimeyi kök salmış değil , bizim orta yerin hesabı kazı makinaları çalışıyor yerle bir bizim gök kafesler sabah kalkınca kokusuz çiçek beyaz küp etkisiyle karşılıyor seni her şey çivi çakılmaz senin duvarlarına koltuk üzerinde dans ediyor burçlu yataklar yaz yazacaksan , kambur yürüme şu hayatta tek tohum , yürek biçiminde sarı yasemin , yüksek tavanlı meyhane kır çiçekleri ver bana , hesabı gördüğünde Dost , uzun ediyorum sözü , falsolu gazellerle savaş var diyorum , bizim orman tekkesinde açık çağrı yapıyorum gemi turunda sabahçı kahvesinde , iki yaka ötende deprem bekliyorum , kapalı devre camına yapıştırılan bir dikenli telim , şu saatte Yaz yazacaksan , kaybeden sensin kentin anlatımını kuyuya taşı son sözleri yaz yazacaksan , yüz sanat büyüğüyle yaz cama yapıştırılan ötücü kuşları birazı açık kaynak , birazı iki yaka ötende haritası toz pembenin camında biriken deniz çakısı yaz yazacaksan zor yazılarıyla çekim merkezinde olup biten tüm olguları geniş bir alanda deve dikeni yaprakları haritasını barut hakkıyla , söz oyunlarının kemikten bir kutuyum yanında sıra bekliyorum çapraz sahalarda barışı kovmak isteyen koca yarasaları
    Muzaffer Kale YARDIM Bir yığın yaprak kilitli kış ağacının dallarında. Zamanı gelince açarım yüzümü günkü suya beklemiş suya. Burdan geçip geçmediği soruldu, ben de görmediğimi söyledim o Kendine Gelmiş' i. İyi ki yaşayanlar anlıyor yaşamışı. Nefes alıp vermek işe yarıyor insanın birbirinden. Yoksa bizler burda ne güne yaşıyoruz. Sürekli geçip gidenlerin ardından bir çift göz olarak. Kırıldı kilit, aktım: Geceyi yardım.
    Sadık Yaşar ŞEYTANIN SAÇLARI YOK gördüm merdiven arıyor yüzüne doldurmuş korkuyu ayakları yoktu soluk alıyor vermiyor duyduklarının içine kaçmış herkes. korkar, adını nereye yazsam okumazdı babam ağzından öldü babam ağzından sefalet ağzından öldürürmüş babaları çocukların ağzında kıyafetsiz dolaşırmış ölüm şeytanın saçları yok diyor dudağı uzuyor tüfek kılığında patlıyor sağda solda, unutuyor bu dudağı mı parçalıyor üstünü başını yanımda yürüyen kızın damağında ne kadar melek varsa
    Baki Ayhan T. SOYLU YENİLİKÇİ ŞİİR KİMLERİN YOLUNA ÇIKMIŞTIR?
  • Her manifestonun olduğu, olması gerektiği gibi Soylu Yenilikçi Şiir'in de iddiaları vardır. Şiirin yoluna çıkmak bu iddialardan biridir. Evet, tek imzayla yayımlanan Soylu Yenilikçi Şiir manifestosunun önerdiği şiir, kendi şairinin olduğu kadar genel anlamda Türkçeyle yazılan şiirin de yoluna çıkan bir anlayıştır. Yola çıkışta, sanıldığı gibi başkalarının yolunu kesmek gibi bir amaç yoktur. Zaten, hiçbir şair bir başkasının, hiçbir şiir de başka şiirin yolunu kesemez. İyi şiir, ötekinin yolunu kesen değil tam tersine ötekine yeni yollar, yeni çevrenler açabilendir. Sözgelimi 1980'lerden sonra yazılan pek çok şiirde Turgut Uyar'ın "Geyikli Gece"sinin veya "Terziler Geldiler"inin, Edip Cansever'in "Çağrılmayan Yakup"unun, Cemal Süreya'nın "Gül"ünün veya "Güzelleme"sinin, Ataol Behramoğlu'nun "Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var"ının, Ece Ayhan'ın "Fayton"unun vb. belirgin etkisinden, yol ve çevren açıcı özelliğinden söz edilebilir. Soylu Yenilikçi Şiir'in yola çıkışının da böyle bir anlamı vardır. Bugün, Soylu Yenilikçi Şiir önerisinin gündemde oluşu yüzünden yolunun, yollarının kesildiğini düşünenler varsa bunlar kendi poetik aczlerinin farkına varamayanlardır. Poetik acz ise şairin eleştirmenliğe, editörlüğe, editör yardımcılığına, felsefeciliğe, antolojistliğe soyunmasıyla giderilebilecek bir şey değildir. Ayrıca, sadece sizden söz eden, yazılarında ne yapıp edip ikide bir adınızı anan sahte eleştirmenler (bunlara "arkadaş-eleştirmen" demeyi uygun buluyorum) yaratmakla giderilebilecek bir eksiklik de değildir. Poetik acz, şair olarak yaratılmamış olmanın kalınlığı altında ezilmenin göstergesi olabilir yalnızca. Şiir uzun, hatta sonsuz ve zorlu bir yoldur. Bu sonsuz yola giren kişi ya yolla birlikte sonsuzluğa ulaşacak ya da sonsuzluğun tozları arasında yarı yolda yok olup gidecektir. Şiirlerine, şairliklerine güvenemediklerinden isimlerini bir şekilde kalıcı kılmak isteyenlerin şiir dışı etkinliklere bel bağlamaları onları kurtarmaya yetmeyecektir. Hayatlarını verdikleri asıl işleri aktörlük olup aynı zamanda şair de olmak isteyen tiyatrocu-şairlere: Şiir iki oyun perdesi arasında yazılabilecek bir şey değildir. Hayatlarının büyük bölümünü adadıkları asıl işleri gazetecilik olup şairliğe heves eden gazeteci-şairlere: Şiir iki köşe yazısı arasında yazılabilecek bir şey değildir. Zamanlarının çoğunu verdikleri asıl işleri sahaflık olup şairliğe heves eden sahaf-şairlere: Şiir pahalı etiketler yapıştırılmış ve bu yüzden de sahiciliğini yitirmiş tozlu kitaplar arasında yazılabilecek bir şey değildir. Hayatlarında şiirden çok romana ve öyküye yer verdikleri halde şairliğe de heves eden yazar-şairlere: Şiir iki roman ya da öykü arasında yazılabilecek bir şey değildir. Sanallığı hayatlarının merkezine oturttuklarından kitap ve dergi sayfalarından uzağa düşen internet-şairlerine: Şiir kâğıt ve kalemden uzakta yazılabilecek bir şey değildir. Soylu Yenilikçi Şiir, bütün bunların, böylesi yanılgıları şiir heveslisi gençlere önerenlerin de yoluna çıkmaktadır. Soylu Yenilikçi Şiir yumuşak kalpliliklerinden gelen duygusal zenginliklerini şiir zannedenlerin, ergenlik problemlerini bir türlü aşamayanların, postmodernizm dayatması sanallığın dayanılmaz cazibesine kapılanların, insanın zaman ve mekân içinde parçalanmışlık problemini felsefenin veya felsefi düşünüşün çözebileceğini sanarak yaşamın gerçekliğinden uzağa düşenlerin, felsefi düşünüşü poetik duyuşun yerine ikame etmeye çalışanların, parçalılığı bütünlüğün yerine koymaya çaba harcayan, olgunlaştırılamamışlıkla sakat ve ham kalmaya yazgılı düşünce eskizlerini "günlerin kızıl meyvası" zanneden postmodernist bildiri yazarlarının da yoluna çıkmıştır. Soylu Yenilikçi Şiir, şiir dışı güçlere teslim olmanın rahatlığı içerisinde dergilerin sayfalarında beyhude gezinenlerin, gerçek şiirin ışığını gördüklerinde hamamböcekleri gibi karanlıkta yeniden uyanmak üzere sırtüstü dönerek ölü taklidi yapanların, şekilsizliklerini biçime prim vermeme eğilimi olarak sunan edebiyat uyurgezerlerinin, şiiri ve şairliği yalnızca bir imge olarak anlayıp alınlarına bu imgeyi yapıştırmak için bütün ahlaki değerleri hiçe sayanların; başkalarının dünyaya bakışını eksik bilgilerinin sisleri içinde yiterek sağda solda eleştirirken dün başkasıyla, bugün onun tam karşısında duran bir başkasıyla olan ve yarın da esen iktidar rüzgârlarına göre hiç kuşkusuz bunların ikisinin de tamamen karşısında olan kişilerle, editörlerle, gruplarla birlikte olmakta sakınca görmeyecek omurgasızların da yoluna çıkmıştır. Soysuz, tarihsiz, bilinçsiz bir postmodernizme karşı modernizmi savunmanın soyluluğunu gururla soluyan Soylu Yenilikçi Şiir binyılların derin kırılması anında tarihsel bir yarığın içine düşüp orada debelenmeyen, aurası kaybettirilmiş şiire yeni bir aura kazandırma çabasında olan, öznenin dünya içindeki durumunu ve dünyaya ilişkin hayallerini birlikte söze dönüştürmeyi gereksinen, varlık ile onu algılayanın varoluşu arasındaki ilişkinin zedelenmesine izin vermeyen, aşkınsallığını insan ruhunun ve nesnelerin ortak müziğiyle sağlayan bir şiirdir. Soylu Yenilikçi Şiir'in uzak zamana övgüsü geçmişle geleceğin ortak uzaklığının buluştuğu bir çizgiden yükselmektedir. Zamana ve dünyaya ilişkin övgülerine de saldırılarına da demir sandıklarda ve ipek örtülerin kıvrımlarında gizlenen anlardan yola çıkarak bir yıldız daha çakıyorum gökyüzüne diyen bu şiir doğaldır ki zamanın ve varlığın ruhunu kavramaktan aciz olanlara yabansı, anlaşılmaz gelecektir. Çünkü Soylu Yenilikçi Şiir kimselere karışmıyorum zaten kalabalıklar diyenlerin ve tekbaşınalıklarını yıpranmış anıtlara taş taşıyarak onaranların şiiridir.

  • Ümit Sarıaslan ŞİİRSİZLİĞİN YAKASINI YIRTMAK
  • Yaşadığımızdan, yaşamdan beslenen, köklenen bir şiir. Ekonomi dünyasındaki karşılığına göndermeyle "reel hayat"tan yola çıkan, bordasında güncelin, olanın-olagidenin, değişmeyenin- değişegidenin dalgalarının patladığı. Telden, telefondan, paradan puldan, tarla-tapandan, ranttan rantiyeden, koyunsal bir barışın kucağında kuzu kuzu uyumaktan, tilki tilki uyanmaktan; türlü rezillikten, yaşamın ayağına vurulmuş onca bukağıdan; "meta"yı,"fizik"i metafiziğe dönüştüren bağlanmışlıktan; boşboğazlıktan, üfürükçülük, ütücülükten haberdar, ama sularında yitmeden pisliğin. Türlü eblehlik, ahmaklıktan, uyanıklığı beceri bellemekten; riyakarlıktan, rantçılıktan ötede; duymak ağrısından, iç dünyadan düş dünyadan, kol kırılır yen içindelerden, beşibiryerdelerden süzülen. Kendi dölümüzden, geçim derebeyinden, ekmek kavgasından; onur celladından, ar belasından. Sarı saburluktan, dilimiz boka değecek korkusunun emzirdiği susuşlardan. Ölmelerden, öldürümlerden. Ölüp ölüp dirilişlerden. Ölü yaşayanlardan, yaşayan ölülerden. Öldüğünün ayırdında olmayışlardan. N'eylersen et, şiirin çitine takılacak nice söz, sözce; ses, susku! Yaşamda ar ettiren, sınır getiren sana, ne varsa gelip dikilecek karşına; şiirin karşısına. Kimi ses yetmeyecek, kimi sen yetmeyeceksin. Yaşamın ebesi, yaşamak saatinin zembereğini kuran ecesi anların, bırakmaz seni, senliğini. Yılkısın şiirin kırlarında, kaçınılmaz. Yılkının özgürlüğü göklerdedir, göklercedir; ne yapsan ulaşamazsın. Kan-atlanamazsın. Mumdan kanatların seni güneşe taşımaz, taşıyamaz. Kandan kanat dışında! Güneşi sen kendin, kendi içinde yeniden üreteceksin, başka yolu yoktur. İyi şiirin içimizi ısıtması bu yüzdendir. Zaman yıkıntıları arasındasın biliyorsun, Pompei'nin lavları an be an yakıp kavururken seni; kendi külünden kendini kazıyacak bir yardımcın yoktur. Şiirin arkeolojisi de şiir işçisinin omuzlarındadır. Yalımlarında kavrulduğun, ateş sellerinde sürüklendiğin püskürmelerden, ebedi yangından kendini yine kendin, kendi küreğinle kazıyacaksın. Her kürek vuruşu, her kazma darbesi senden bir parçayı da götürecektir, sonsuzca gelmemek üzere. Ama şiir abdalın terlik sesi düzenleyicisidir... Şiir işçisini sürüklenmekten alıkoyduğu gibi, kendi adımlarının altında kalmaktan da korur onu. Dahası, dilinin altında boğulmaktan. Şiir teknesinde karılı hamurun arınmasında payı vardır o sesin de. Düşüncenin kirlenmesinden, düşlerin hasar görmesinden en çok şiir zarar görür. Bunu esinler, duyurur şiir işçisine. Şiirin kalemi kandan mürekkeple dolar, bu yüzdendir. Eteğine pislik bulaştırmaz şiirin kızı. El temizliği, "dil" temizliği ister, hiç bitmeyen bir püskürtmenin lavları altında kalan "insan"ı, her yeni şiirle birlikte kendi külü altından çıkarmak. Aynı nedenle yaralı bir özgürlük, varoluş kaygısıdır bu. Bir yandan "hayat"ını süpürürken, öte yandan o bitmeyen "kazı"yla uğraşmak trajik bir iştir. Yaşam, milyarlarca "hayat"tan oluşan büyük bahçesinde şiiri emzirirken, dünyanın dayatmasına yaşam adına katlanmanın, yeri gelince kafatutmanın sarkacında şiirin engeli de asılıdır. Bir tek koşulla özgürüz bu engele takılmada: Ne edip edip, şiirsizliğin yakasını yırtmakla!..
    Mustafa Emre ŞAİRİN DOĞUŞU - Abdülkadir Bulut'a - Sevdin ve verdin yaşama Bir bengisu tadında Dizeler kanatlandı Bulutlar kaldı ardında Yüzünde ezgi kuşluk vakti Gitardı kemandı çınlayan Kuşlar için şiir düşürdüm Sularca akan ve anlayan Düşlerine vururdu gökyüzü Yalın köylülerin hüneri Güllere değerdi kalemin Anıların deniz feneri Güne serilen sevdan Tatlanan karamuklarla Uçurtmaların gökkuşağı Savruldu art arda Sen şiire durduğun zaman Dizeler Anamur muzu koktu Aldı başını gitti Akdeniz Bir çift mimoza ile
    Selahattin Özakın ŞİİR NADASTA eskisi gibi değil artık bu toprak bir zamanlar… her mevsim çiçeğe dururdu şiir acılarla yoğrularak sonra birden… başladı ölümler çekip gittiler birer birer her ölümde kesatlaştı şiirler neruda… lorca… garip'in şairi orhan veli… hikmet'inden sula olunmaz nazım(ki şiirde müthiş süvari) bir de edip'in cansever'i bu sabah da ilhamın cengaveri… attila'nın ilhan'ı kendiliğinden dökülür dudaklarımdan "sisler bulvarı" 11 10 2005 14:12
    tan doğan SENLE / SENSİZ tam dokunacaktım ki saç... bir çocuk elimi tuttu : - amca karnım aç tam tutacaktım ki eller... bir kumru kondu omzuma : - yârdan bi-haber tam öpecektim ki dudak... bir kadın çığlıklandı : - gözlerime bak tam dalacaktım ki gözler... bir acı söz kanattı : - bu günler geçer tam diyecektim ki : seni... bırakmadı hiçbiri beni
    Sedat Kısa HER KÜL HAZ İNDİ Sözcüklerle oynayan bir çocuktum Anlamından hiç çalmadan Tabii ki giderken Arkama baka baka Tüm oyunlarımın hışırtılarını Bir çiçeğin açılış konuşmasına bıraktım Her kül ip ektim dala Haz indi Pey gam ve peri Aşk olmasa Kar neye bağlanır Ben niye sevdim ki şiiri Tommiks'in Suzi'si vardı Bize elmalı turta yapardı
    Berna Olgaç HİS DOKUNUŞU eskiz kağıdına uzanan aşk eliyle kendi gibi çiziyor figürün gölgesini karakalem, zamanlara dokundukça başlıyor yolculuk yüreğin çizgilerine uğuldayan geçmişin portresi ve bekleyişi hatıraların yalnızlığı asılı duvarlarında kum saati sözcüklermiş özlemi yankılanan sevda çeker imgeler gel desen yakınlaşır uzaklığı gönlümün sana aklanır sınırlarım
    Ahmet Gedik İLK BİLET Hayatı ıskalayan mahrem yüreğim teselli yağmurundan kaçarken bin gözyaşına tutuldum annemin kalbini avuçladım dilimin koptuğu anda yüzüm ağlamaklı kış günü geri dönüşü olmayan zaman kıyısı durmadan yürürüm hep aynı saatte akşama habersiz yakalanırım yazılı hayatımın dökümanlarını topladım her yaprak yanık sabah gizli bir damga ilk biletimin üstünde
    Reyhan Sur ATTİLA İLHAN VE TARZ-I KADİM
  • 10 Eylül 2005.. Türkiye Yazarlar Birliği, Konya Şubesi'nin 2005 yılı kültürel etkinliklerinden biriyle daha güzel not alıyor insanlardan.. Mart 2005'te başlatıldı Konya etkinlikleri.. Yılın son programlarına yaklaşırken Şair Attila İlhan ve "Tarz-ı Kadim" şiiri üzerine konuşmak ve şiirin tahlilini yapmak üzere toplanılıyor yazarlar birliği binasının bahçesinde.. Program başlayana dek tanışma ve sohbet toplantısı yapılıyor... Başkan sayın Ahmet Köseoğlu karşılıyor eşimle ikimizi ve kapalı bir mekana buyur ediyor önce... Ayakkabılar kapı önünde çıkarılıp giriliyor içeriye..Açıkçası korktum önce, girmek istemedim içeriye..İlk kez katılma ayıbımdandır belki de düşüncesi vardı etkinliklere..Tanımadığım mekan, tanımadığım bir sürü insan.. Öyle olmamış mıydı? Ortaokul yıllarımda, kuran okumayı öğrenmek için gittiğimiz camide de çıkarıyorduk ayakkabılarımızı girişte..Çok sayıda yeniyetme çocuk, önce sessizce çalışıyorduk okuyacağımız sayfayı.. Aynı camide bir akşam, mevlit okunuyordu ve biz de gittik cami arkadaşlarımızla.. Mevlidin ortalarında, alnımda müthiş bir ağrı hissettiğimde elim alnıma gitti ve ben yakaladım onu..koca bir at sineğiydi elimdeki..fırlattım korkuyla.. ama huylanmıştı bir kez gelip gelip yeniden konuyordu aynı yere ve ben sessiz çığlıklar atıyordum kalabalığı rahatsız etmemek için.. çocukluk işte.. buz gibi terlemeye başladım.. nefesim tıkandı gözlerim kararıyordu korkudan.. dizlerimin üzerinde yavaş yavaş kayarak merdiven başına geldiğimde sineği yeniden fırlatıp yuvarlanırcasına aşağıya indiğimi hatırlıyorum ve çıplak ayak koştuğumu eve doğru... ne zaman ayakkabı çıkarıp ciddi bir ortama girsem huylanıyorum... Etkinlik saat 18:00 deydi ve ben geri gelmek için attım dışarıya kendimi.. kim bilir, "görgüsüz" demişlerdir bana...saati gelip bahçeye girince boş masalardan birine oturdum.. bayanlar çoğalmaya başlayınca da sevindim.. bulutlar dağılırken hafif rüzgarında mutlu oluruz ve maviye boyanır ya içimizdeki gökyüzü.. çay servisi yapılıyordu bir kez daha sevindim... gümüş çağlayanlardan akarız beyaz köpük salkımlarınca çay çiçeğinin biraz ben biraz sen kokusunda demleniriz aşka.. tam karşımda A.İlhan'ın afişi asılıydı .. cd'de Portofino şarkısı çalıyordu.. çok kişi bir şarkının rüyasına dalıp gitti eminim … Önce dalgalar vuruyor kıyıya, dalgalara ıslıkla çalınan bir melodi karışıyor… Ardından romantik bir erkek sesi şarkı söylemeye başlıyor; "I found my love in Portofino…" Son Liman.. aşkı o limanda bulduğunu anlatıyor şarkı..ve başında kasketiyle, sahilde dalgalarla konuşan, ıslık çalan, şiir söyleyen, ıssızında dolaşan Atilla İlhan..Mavi Şiir Hareketinin başlatıcısı.. evrensellikten insancıllığa, varoluşçuluktan aşka..buğulu, keskin, kokuludur şiirleri.. ifadeleri isyancıdır... Sisler Bulvarı şiirini dinledik; .."sisler bulvarı'nda seni kaybettim sokak lambaları öksürüyordu yukarıda bulutlar yürüyordu terkedilmiş bir çocuk gibiydim dokunsanız ağlayacaktım"... ** ve Tarz-ı Kadim şiirinin tahlili yapıldı Başlangıçta Divan şiirine karşı olduğu halde zamanla ondaki derinliği kavramış ve ona yönelmiştir Attilâ İlhan.. Hatta Attilâ İlhan Sisler Bulvarı'nda yer alan "Tarz-ı Kadim" adlı şiirine, "olmuyor neyleyim olmuyor velinimetim efendim olmuyor yirminci asırda tarz-ı kadim üzre gazeller söylemek" dizeleriyle başlar ama şair, aynı kitabın "Meraklısına Notlar" bölümünde bu şiirle ilgili olarak yıllar sonra şunları yazar: "Sevilmiş bir şiirdir. Yazmıştım sanırım, babam şairdi, Divan tarzında gazeller yazardı; ben de elbet, hem onun şiir tutumunu yadsıyorum hem de kendimi ona kabul ettirmeye çalışıyorum. Kolay kolay etmedi ya, o ayrı sorun. Tarz-ı Kadim, bugünkü kafama göre yanlış bir saldırı tutumundadır. Besbelli Abdülbaki Gölpınarlı'nın yayımladığı Divan Edebiyatı Beyanındadır adlı kitabın etkisindeyim. Klasik şiiri küçümsüyorum. Neden olarak da biçimciliğini gösteriyorum" şiirin tamamı şöyle; TARZ-I KADİM -babam şair bedri ilhan'a...- olmuyor neyleyim olmuyor velinimetim efendim olmuyor yirminci asırda tarz-ı kadim üzre gazeller söylemek beşiktaş'a yakın hanesi yerle yeksan oldu nedim'in baki o enis-i dilden bir yahya kemal kaldı hal-i hazırda ayıptır efendim iç bade güzel sev demek var ise akl-u şuurun ayıptır bu zamanda yardeyip yar işitmek kıvılcımlar kaymalı insanlarım dedikçe şair kaleminden zaten ömrümüz rüzgarlı sular gibi dalgalı kimseler başlamaz medar-i maiset derdinden kim okur kim dinler siham-i kazayı? yalnız alıp verilir bir selam kalmıştır nabi efendi'den sen benim velinimetim efendim ben senin hayr-ul-halef sen vakt-i zamanında uyan derdin uyan ey mest-i habinaz uyan artık uyan bense uyandım hab-i gafletten uyan derim uyan ey esirler dünyası! *** güzel demlenmiş birer çay daha içiyoruz..tüm emeği geçenlere teşekkür ediyoruz... ve pembe griye devrederken nöbetini -ki akşam vaktidir zaman- yalar geçer rüzgar bozuntusu esintiler düşlerimizi bazen kamçılar hiç acımasız sallantılarla burulur içim patlamak üzereyken damarlar en ince sızıntılarda suya keser kan güneşin taa öte ucundan kopup gelen ak güvercin sürüleridir büyülü bir yolda o an dillenir ürpertiler (salkım çay çiçekleri) adlı şiirimle sonluyorum yazımı.. herkese sevgiler...
    Saliha Aylin Antmen YOLCULUKLAR ATLASI Attilâ İlhan'a -aklının içerisinde siyah bir vapur- Kanı çekildi göğe bedenin Sevmelerde kopmaları us'un zamandan Sonrasız bir güz , bir on bir ekim sabahı Tüm hüzünleri yetim bırakan, sevmelere yamalı Yitip giden gölgesindeyiz mekânın… Sevilmelerde, Fransız sokaklarında şiir oldu kaldırımlar O ehli namus sokak lambalarının gece vardiyaları İlhan'dan kalan boş bir bank, bozuk bir plak Nicedir o yaşayıp giden yosma sessizlik İçimizde darp izleri, en büyük boşluk Maçka'ları, liman'ları beyhude ağaçların Değmesi o ellenmemiş duvarların yüzümüze Öyle soğuk, önsözü o yolculuklar atlası -öksüz- Kanı çekiliyor bedenin, kaç ihtilâl var o ıhlamur kokularında Gecelerin seviştiği yorgun gündüzlerde? Tutuşan ormanların yanık dili, gözlerinde şiir şiir Aydınlığın örttüğü dizelerdi tüm sevmeler, sevilmeler…
    Ali Gençli YANGIN ALACASI sahipsiz mektuplar gibi savurdu zaman oradan oraya beni öpülmeye hazırdı dudaklarım yeni bilenmiş bıçaklar gibi keskindi yaşamın yüzü kanatıyordu yine insanların sevişme zamanıydı ay büyüyordu öpülmeye hazırdı dudaklarım seni düşünmek ölümdü senden uzakta gözlerine sığmıyordu bedenim düş gecelerinde taşıyordun damarlarımdan akıp gidiyordun yangın alacasıydı dokunduğun dokunupta bıraktığın yerler
    Alpaslan Bozkurt KARANLIĞIN KALBİ I karanlığın kalbidir acı ışıldayan toprağında zamanın II ey susuşu göklerin berrak uzaklığıyla sana geldi yeniden düşmek için ölüm Simurg değişmedi eski hala eski uçsuz uca vardı Simurg dağlı denizler aktı soluğunda uyudu rüzgar kırık yeşilin eksildi düştü boşluk öldü bütün kedileri geçmişin
    Akın Zayim YAĞMURDA KALDI GÖZLERİN yağmurların sıcak tütüsü bir ayrılık türküsü, gecenin uzayan bağrında geçer önümden sicim izleri / aynası baharlarda kalmış bırakmamış izlerini... spartaküs akşamları alıp kelebek ömrünün yalnızlığını iliştirmiş pankart gecelerime / adını. sıvışmış gecenin karanlık yüzü... şimdi yazılan başka bir şiir aykırı peşrevlerimde ay gözlerinde uzadı gözlerinin acı rengi... nakaratsız kaldı düşlerim taş taş üstünde bırakmadı / çakan şimşeklerin ağaç kökü, ay geceye döndü, yağmurda kaldı gözlerin coğrafya sınıfta kaldı...
    Cengiz Orhan SES I. Düş kafesimde bir ses Duydum değil / duymadım değil Soluyorum / meraklı bakışlarla Aniden deniz, Olur şey değil Aynı ismin kılığına bürünüyor Usumun ekranından usuma doğru Geçiyor geçiliyor Bir değil, iki değil Benden olmayan ben / şaşırıyorum II. Yamaçlarımda ve yükseklerimde Yankılanarak beni Bakış-lıyor Biraz eskilerden söz ediyor insanlar inadına gürültü yapıyor yaşamanın biraz masrafı çıkıyor ne yapsak ödemek kolay / kolay ama bütün kara parçalarında* Aramıza kırmızı et giriyor Kırmızı et bir yaştan sonra yasak III. İçimdeki sesin kendi geleceğine elleri var ellerini çok profesyonel kullanıyor III. a) Artık başında bir siyah / kara-kara vurulacaksın Ya da elleyeceksin peruk çıkmayacak. Şaşıracaksın IV. O da haklı kendince / ben de haklıyım Bir şekilde bu odanın dolması gerek... Ben birkaç gün divanın bu tablosunda yatarım O da düzelene kadar bir Türk filminde uyur... V. Kilidin ortasında bir ses Yaşamak için kendine bir gökyüzü seçiyor Açıldım değil, açılmadım değil Dur bakalım... * Cemal Süreya
    Güler Kazmacı SİLAHSIZ sus deme bana kaç deme morarmış ağızlardan kal deme aşkın kucağında sensiz kendimle birlikte ve kendimden uzak ben başka türlü sevmeyi bilmedim aşkımın bedeni su kadar çıplak ruhu desen savunmasız bebek misali geleceği yok geçmişinden sual olunmaz zaten hiç silahım olmadı ki benim körbıçak taşımadım hain ayrılıklarda mermi yakmadım hayatı yakan acılarda rüzgarlık giyip başlık bile takmadım göz yaşartan duygu fırtınalarında aşkımın sesi gür cesareti geniş ve yakılmaya hazır meydanlarda ben başka türlü sevmeyi bilmedim
    Aydan Yalçın KİRPİK UCUNDAN AĞLADI ŞİİR - Attila İlhan'a - rengini kaybetti zaman buza kesti görüntü siyah beyaz oldu an - şair yorulmuş olmalı ki hızından - düşlerin yastığı altında mavimsi uykulara yürüdü ve şiir kirpik ucundan ağladı bu gün... ** Rotamız ayak izlerin olacaktır büyük şair, ışık ve sevgiyle...
    Bülent Güldal SEDAT KISA'NIN ŞİİR IRMAĞI
  • Bir yanım koca dağ,derin deniz diğer yanım.Biten bir yazın ardından güz durağına iniyorum şiirlerle. Adıma imzalanan bir kitabın iç sayfasında şöyle yazıyor:"…ağaç yazmak için ormanda mı yaşamak gerekli. Bir yaprağın en güzel tanımını kim yapar?Senden öğreneceğim,seni kaybetmeyeceğim,sevgiler ağabeyim." Şair inceldiği oranda şiir de inceliyor.Sözcükler kanatlanıp uçuyor.Öğrenirken öğretiyor da.Sedat Kısa'nın şiir ırmağında kulaç atarken sözcüklerin rüzgarına yetişmeye çalıştım. Dalgalara bölündüm incecik; "yeryüzünde uçurum olmak da mümkün/bir çakıl tanesi olmak da/sahilde kumların arasında/bir ada gibi/suların tam ortasında kalmak da//yazı olsa n'olur/kaybetmenin adı/tura olsa n'olur/dışarı günlük güneşlik/içerde dinmiyor yağmur/değil mi ki daralmış zaman/kızımın adını okusam/belki dik durur/havaya atılan madeni para//bazı şeyler var ki/kaybetmekten öte/silinmiyor/kızgınım/buharlaşıyor üzerime düşen/dışarı günlük güneşlik/dinmiyor içimdeki fırtına//ne vurulan çekiç/ne de sapından tutan eli/hiçbir şeyi unutmuyor/kimi duvar çivi tutmuyor" (Sular Uyumaz -Yağmurcuk-;sf.11) Sular Uyumaz ya da diğer adıyla Yağmurcuk uzun,ırmak bir şiir.Altmış dört sayfanın her karesine hüzünle yağıyor.Yağmurcuk'u bir su damlası, şairin kızı ve kendi iç pınarlarından fışkıran delicoş ırmak olarak algıladım ve dizeler arasında dolaşırken bu peşin hükümle yola koyuldum.Yer yer eşine de yaptığı göndermelerin yumuşak hüznünü sözcüklere ustalıkla giydiriyor.Bana kalırsa bilinçli bir çalışmadan ziyade coşan bir yüreğin yakınmasını yansıtıyor Yağmurcuk'u içeren dizeler.En güzel şiirlerin de böyle çıktığını sanıyorum. Aşağıdaki dizelere de bu gözle bakalım bir yol: "sorun çözülmeden/boşalıveren havuzu/çıkaramadın aklından/karşı kıyıya geçebildin mi/suyunu kirletmeden ırmağın/kana boyamadan akışı/çimleri koyuna/koyunu kurda kaptırmadan//sorunları aşmanın yalın çözümleri yok mu/değişmeyen pi sayısı/uzlaşmanın bir yolu/kurtlara dostça yaklaşmanın/insan bıçak kadar kolay/nasıl sıyrılır kınından/sevişmenin çoğalarak yapılır yorumu//okumasam/ben de inanmazdım/kerrat cetvelindeki sayılar gibi/birbiriyle çarpılan iki insanın/daha çok ettiğini//toplamından" (Aynı kitap,sf.13) Şairin düşlere ve düşünceye dair sorgulamaları önemli.Hem güzelin kıyısında sereserpe uzandığını duyumsatıyor,güzel olmaya çağırıyor hem de.Işıklarla yıkananın, içinde denizler taşıyanın yaşama baktığı pencereleri hep önemsemişimdir.Göğün arka kapısının olup olmadığını,tel örgüleri ya da karakolu,paralı askerliği,ayrıcalıklı siyasileri olup olmadığını sorgulayan ses önemsenir elbet: "asit ve baz/acıyı açıklamaz/toprak tanır/yol bilir/acının kimyası kağıtlara yazılamaz/sen hiç matara gördün mü/ya kasatura/hiç benzemez/sevdiğimizin saçlarına taktığımız papatyalara//biri tıpp dese artık çocuklara/bu kavga biter/soluğunu tutar/nefesli çalgılar gibi/susar silahlar//sen de sever misin ülkeni/bizler kadar/bir tek camı kırılsa/benim parmağım kanar/gökyüzü vurulsa/gövdesinden damlayan kan/alnına değer mi/senin de içinden türküler geçen/som sevgiden Türkiye'n var mı//sahi yağmurcuk/nedir turnusol/yumuşak bir kağıt/kadife battaniye mi/usulca örtsem üzerine/ülkemin acılarını emer mi" (Aynı kitap,sf.59) Sular Uyumaz ya da Yağmurcuk 1999 yılının Kasım'ında,Ankara'da Eda Matbaasında basılmış altmış dört sayfalık bir kitap.Her sayfasından bir damla yağmurcuk kaynaklanıp denizin kokusuna doğru derinleştiriyor ırmağın yatağını.Her okunduğunda kanı kaynatan, okurun başında türküler estiren,aşkı,ayrılığı,acıları içinde barındıran dizelere şiir diyorsak,Yağmurcuk'da bu türden bana göre.Yaşadığımız kirli yüzyılda düşlerimizi onarıyor,duygularımızı inceltiyor,aklın önemini ve insanın biricikliğini tanımlıyor. Şairin üçüncü kitabı olan Aklımın Fesleğen Dalı isimli şiir kitabının 'düş kova/larım' isimli şiirini beraber okuyalım ve şairin kimliğine dair ipuçları edinerek dizelerin derinine inelim; "aslında/övgüyle sözünü edecek/pek bir şey yok hayatımda/sıradan ve iyi insan olmanın uğraşısından başka//henüz ipten çekip aldığım/biri yok meslek anılarımda/askerlikten de iyi bir öykü çıkmadı/şöyle çoluk çocuğa keyifle anlatılacak//yaşadıklarım hafif kalır daima/yaşamadıklarımın yanında/abartılarım çocukluğumda kaldı/gösterecek bir şeyim olmadı/dudakları uçuklatacak uzunlukta/oltama köpek balığı/amortiden fazlası/vurmadı aldığım bilete//kozalaktan sepet örer gibi/dar ve sıkı tuttum gözenekleri/belleği eksik etmedim yanımdan/resim yaprakları kadar renkli/kelebekleri kovalar gibi/sevdim yeni bir şey öğrenmeyi//İnanmadığım şeyleri yapmaktan da/ alıkoyamadım kendimi/fal baktırmaktan/düş kurmaktan/çok korktum/kurduğum düşleri kırmaktan//tuzu ve baharatı öğrendim ilkin/kendinden bir tad katmanın erdemini/köfteyle ekmeğin denklemini/hiç çözemedim desem yeri/görsem mutlaka tanırım eşkalini/adını bilmesem de/ taşırım sorumluluğunu bölüşmenin/bir yol bulunca/aslında severim yürümeyi/sonunda bir çıkışın bulunma ihtimalini/bundandır ayaklarıma gösterdiğim özen/dünyanın en rahat pabuçları benim/varmasam da bir gelen olur diye/kapımın hep açık kitabımın aralı duruşu/ve kilit tutmayan gürgen inadı//yalanım varsa ilk olsun/tanıdığım hiç kimse/benden daha iyi değil/çimlerin üzerinde koşuşturmakta /ağaçların gölgesine uzanmakta/hele yağmurda ıslanmakta üzerime yoktur/mandaları ürkütmeden/söğüt dalından flüt yapmakta/kimse daha usta değildir benden//yemin ederim/ilk bakışta anlarım/bir çocuğun yüzünde biriken/bulutların ne anlama geldiğini/hiç aksatmadan sayabilirim/gözden düşen bir babanın/kaç parçaya bölündüğünü/kırık bir adamı toplamanın/canımı acıtan öyküsünü/yeniden yazabilirim/son sayfasını yırtarak/yazabilirim ancak/bir çocuğun yüzündeki/iki damla ürekkebe banarak/saçak altı aranırken daha/kaç yağmur tanesiyle ıslanır perçemi/bir solukta okuyabilirim atlamadan/başını kaldırıp bakmanın kapsamına Hangi yıldızlar sığar/gözlerinin gecesine/ezbere bilirim//havalar kararmadan/yakarım bundan böyle/ışır göğümün ay lambası/pencereni tıklatır/konuk olurum odana/arada bir gülümsersin bana/her şeyi unutur/açık kalırım/dolar/düş kova-larım//dedim ya/övgüyle sözünü edecek/pek bir şey yok hayatımda/sıradan ve iyi insan olmanın/uğraşısından başka"(sf.5) Şairin hangi pencerelerden yaşama baktığını,hangi bulutlara asılıp yaşadığını,hangi zirvelerden rüzgar taşıdığını kendi ağzından öğrendikten sonra dizelerinin arasında dolaşmaya çıkmak,sözcüklerin anlam yoğunluğunu arttırıyor.Öyle ki bir harfin mimiklerini görür gibi oluyoruz.Ya da hiç gereği yokken kullanılmış olan bir inceltme işaretinin açtığı kapılardan girip olabildiğince biz de inceliyoruz.Sonuçta bir gerekirlilikle buluşuyoruz."Aklımın Fesleğen Dalı"ndan savrulan ıtır,sınırı olmayan bahçelere savuruyor bizi: "gelirken taş kömür getir bana Zonguldak'tan/eli toprak kokan/bardaktan dökülen su sesi/ıslanıp yanmaktan geçtiğin dersi anlat/su ve ateşi barıştıran taşı getir bana/sana içi/işçi dolu fabrika tulumu gibi/özenerek bakışım gelsin aklına/her ormanı tutuşturan çıra/o benim zayıfladıkça ağırlaşmam/sözü edilmesinden utanan bir neden/yediklerimden çok/sevdiklerime gösterdiğim özen/dağlanmayınca kavuşmuyor tatlı yara//acılar bizim kırık kanatlarımız/ben uçmayı severim/gökyüzü çok cömert/lacivert bir sosyal devlet…"(sf.53) Aklımın Fesleğen Dalı isimli şiir kitabı,Safranbolu Hizmet Birliği Kültür Yayınları'nın on birinci kitabı olarak 2002 yılında basılmış.Bu kitabın içerdiği şiirlerde şair,olabildiğince açık denizlerin kokusunu duyumsatıyor okura.Her şiir bir öncekinden aldığı hızla yatağını genişleterek akıyor.Çizdiği kavisler,oluşturduğu bükler ve uçurumlar içinden geçip giderken yarattığı tınıyı dinliyoruz usulca. Gül Güz ve Giz,Sedat Kısa'nın dördüncü şiir kitabı.2003ün Eylül'ünde Günışığı Yayıncılık tarafından basılmış.Seksen sayfanın her karesi şiir yüklü.Şairin yüreğini terleten Çan Eğrisi isimli şiirle yola koyulalım biz de: "hiç yokmuşcasına ölüm/bir gülün/nefes alır gibi canlı/kuruyarak güzelleşmesindeki hüzün/erken gidişlere dehşet susulur/gül babası gözyaşlarındaki kokudan anlaşılır/kimi sevda/kendisinden iri/bir veda taşır//yazılsın diye bu şiir/yaşlı değilim/ne aynı kaldım/ayna oldum ne de/kazıdım kendimi/kazıdıkça sevilir sır/bazı adamlara/yalnızca ge(n)ç kalınır/çoktan terk edilen bu şehir/ancak senin kadar güzel/bir bedele ertelenir///şişede önlenebilir belki de şarap/bağlara sığmaz ama/bir asma dalındaki inat/babayla kızın kavuşmasıdır/varsa eğer doğru bir cevap/ey içimi yakarak çektiğim resim/yüzümdeki sığınmacı çocuk/her aşk başkalarını da içerir/ellerini kucakladığım her karede/benden/başka bir adam banyo edilir/göğsümde ağlamaklı açıyor güller/içim acıyor içim kırık/ölü bir kızı emziriyor bu şehir/uzlaşır belki bir gün/köprüyle uçurum/çağla tadında buruk/olmamış bir sevgiye karşılık veren/o alçak ben değilim/tenden uzakta/bir buluşmadır/ruha önerilen ayrılık/hoşça kal sevgilim/seni seviyorum" (sf.17-20) İlk kitabı Seni Eksi Sevmiyorum'dan ,Gül Güz ve Giz'e doğru yirmi iki yılı kapsayan bir şiir yolculuğu var şairin.Okudukça,safralarından arınarak yol alan bir ırmak çıkıyor karşımıza.Yapraktaki çiğ damlasıyla sohbeti koyulaştırmayı beceren Sedat Kısa'nın dizelerine bir göz düşürün,seveceksiniz.
    Eflatun Yüzbaşıoğlu AY ŞİİRLERİ 1 ay geç doğar yarın üstüne ansızın doğar karın üstüne 2 ay karanlığı ışığı boğsa ay güneşin yerine de doğsa 3 ay akçakavağın dalında ay ıssız köylerin yolunda 4 ay iğdenin dalına tüner ay sessiz sulara iner 5 ay toprak damın başında ay sevgilinin bakışında 6 ay düşer peşim sıra yaslanır gölgem dağlara 7 ay sorarsa yalnızlığımı nasıl söylerim sensizliğimi 8 ay şundan bundan sormalı asıl soruyu sona saklamalı 9 ay aşkı merak eder mi dersin gizini çözmeden gider mi dersin 10 ay beni anlar mı dersin aşkı tanımlar mı dersin 11 ay beni yavaş yavaş sarmalı dalımdan usulca koparmalı 12 ay beni hızlı hızlı sarmalı tam göğsümde durmalı 13 ay benim sırdaşım olur mu yalansız kardaşım olur mu 14 ay yanlışın inadıyla sözlüdür bilmez ki; aşk ayrıntıda gizlidir 15 aya söylemesem rengimi hangi renk içinde bulur ki rengimi 16 ay zincirlere bağlasın beni ay geceler boyu ağlasın beni 17 ay adresimi sormasın artık kederlerime vurup durmasın artık 18 ay yüreğimi dişledi gitti hüznünü yağlığıma işledi gitti
    İsmail Cem Doğru TANIK Bu saatlerde ben Şiir gibi düşerim adamın üstüne Yazıp geçerim ninninizden Mazinizin yeri değişir Dümbüllü olurum Mesela daha aşağılarda atar kalbiniz Daha bulanık yüzülür aynalardan Daha yukarıdan işersiniz üstüme Ben ıslanmadan Renginiz açılır Ama ben bu saatlerde Donarım gözlerine dünyanın Batarım denizin kirpiklerine Düşerim martıların göçünden Üstümü silkeler Orhan Veli olurum Ama çalar kapıyı Attila İlhan Şiirini balkona asmışlar Dizelerini koparıp elleriyle Haşmetle sorar - Kim yaptı ulan Konuşsam hazreti Nuh Sussam Meryem olurum Çaresiz bu defa Musa'dan asasını istesin Aziz Nesin Tanık olsun Hayyam Yüzlerinde ıslansın Firavun'un suları Çıkarmam sesimi Dillerime güverte çaksınlar Öyle zamanlarda ben Tanrıya gençliğini anımsatmış gibi şaşkın bırakılmışsam şiirin avuçlarına Ya da kalıplar bir şiirin daha keşfine çıkmışsa benden habersiz İntihar vaktini geçirdik demektir Şimdi yazıp soracaklarını avuçlarıma İlhan Berk kayığına yetişmek gerekir
    Adil Okay HEP SENİ ARADIM - tülin'e - ben seni adana otogarında ellerim kelepçeli iki yanımda iki jandarma meraklı gözlerle bana bakarken gördüm bir teklik attım falcı kadının avuçlarına ana yadigarı mendilime yazıp adımı yolladım sana ben seni bir düğün gecesi kırmızı kuşakla gördüm anamın mendili çeyiz sandığında yanında yağız bir delikanlı ben seni mahkeme kapılarında dul damgalı kafa kağıdı alırken gördüm ellerinde adım yazılı mendil gözlerinde yağmur ben seni sabra şatila kamplarında bastille meydanında berlin duvarının yıkıntıları arasında amsterdamın uyuşturan barlarında Londracın sisli soğuk caddelerinde küba da elinde pankartla gördüm II ben seni görmeyeli yoruldum dilimi unuttum sana sevdamı adressiz bir seyyahım şimdi asyalı afrikalı latin amerikalı dünyanın her yanında güneyli yaşanmamış aşklar delisi kavgalarla geçti ömrüm gel vücudumdaki şarapnel izlerini öp okşa beni bitmediyse ellerindeki şefkat tüketmediysen el kapılarında mendilim duruyorsa hala yağmalanan çeyiz sandığında gel sevgili gel bana gel bir de sen vur gel yerin hala boş gel savaştan arta kalan zamanlardayım gel ya şimdi ya hiç
    Carl Sanburg JACK Jack, yağız, kumral bir delifişek. Otuz yıldır, yünde on saat çalışıyor raylarda. Meşin gibi onun elleri. Evlendi halktan bir kadınla ve sekiz çocuğu var. Karısı öldü, çocukları çekip gittiler. Şimdi ona yazıyorlar iki yılda bir. Bir düşkünler evinde öldü Jack. Kimsesizlere anılarını anlatırken. Ölürken bile yüzü gülüyordu, her zamanki gibi. O yağız, kumral bir delifişek. Türkçesi: Nice Damar
    A.Uğur Olgar ÇIĞIR YORGUNLUĞU dik açıları dişil bir dağın doğurduğu o çığır yorgunluğunu gönyeler kayakkabılarında şubatı uzatmak isteyen her beyaz görünge paftasını yırtar adasını batırmış ayracına kapanmış akşamın parseli pagan bir zamanın sularından öper nirengi üçgen aşkına noktalar "lady-bird"lerin sevişme alanlarını tepeler yalnızdır / bakıldığında dürbünün tersinden belki bir kardelen morarmış, ince kadın dudağı koyakta kartalın tiz kanat sesleri SUYUN RENGİ sıcak suyun renginde yandım ali nasıl görünür Silifke en uzak yıldızın altından horozun kanı nasıl sıçrar dört lastiğin beynine iyisi mi özel af çıkaralım müebbet anıların yıllanmış duvarlarına çizilen karınca yolu çentiklere dondum soğuk suyun renginde ağla yurdum alkışsız ve sonbaharsız attila ilhan öldü / an geldi çoğaldı yağmur, balkonlardan kaçırdık çiçeksiz saksılarımızı


  • AnaSayfa - Andız Sayfası