Güven Turan
2016 Dünya Şiir Günü Bildirisi

Bütün dünyayı saran kan, ölüm, sefalet kasırgası içinde, 
belki bütün bunların temel nedeni olan sevgisizlik, bol 
söz tüketip hiçbir iletişim kuramama karşısında 
sığınılacak, hayır, güç alınılacak, kuşanılıp karşı 
durulucak ne var? Bu soruya “Şiir” diye karşılık 
veriyorum. Evet, “Şiir”. Hani artık okunmadığı iddia 
edilip – bu, herşeyin sadece paraya dönüştüğü çağımızda 
“para getirmiyor” diye de tanımlanabilir – eskidi, 
devrini tanımladı diye nitelenen, itelenen şiir. 

Oysa, bugün bütün bu safsata karşısında edebiyatın ve 
hayatın sorulması gereken temel sorusu şu bence: Şiirin 
günümüzde bir işlevi var mı? Bu soruya verilecek yanıt 
belirleyecektir şiirin ne durumda olduğunu. Kaldı ki 
ben şiirin günümüzde sadece işlevi değil, görevleri 
olduğuna da inanıyorum. Hatta işleviyle görevinin bir 
madalyonun iki yüzü gibi olduğuna da inanıyorum. 
Bana göre şiirin temel işlevi “dil”le ilgilidir. 
On dokuzuncu yüzyılın hemen hemen ortalarında 
“Dil” Avrupa’dan başlayarak, ağır ağır tüm dillere 
sıçrayarak kirlendiğine, Yirminci yüzyıldaysa 
adım adım çürüdüğüne şahit oluyoruz. Artık hiçbir 
sözcük anlamını koruyamıyor günlük dilde. Her sözcük 
çarpıtıldı. Bu çarpıklığa karşı sadece şiir var sözün 
arılığını koruyan, koruma gizil gücüne sahip olan. 
Sevgi sözü sadece şiirde gülünesi bir anlam taşımıyor 
kanımca. Yada öfke sözü, eline silah almadan kızabiliyor, 
karşı durabiliyor haksızlığa, yanlışlığa.

Üzerinde durmak istediğim ikinci işlevi de gene dille 
ilgili. Yukarıda belirttiğim tarih dilimi içinde iletişim 
araçları arttıkça, yaygınlaştıkça şu Yirminci Yüzyıl’a 
bile rahmet okutan Yirmi Birinci Yüzyıl’da yol aldıkça, 
“global”leştikçe ( bir canavarın yüzündeki şirin bir 
maske bu sözcük, bütün dünyayı aynılaştırmak hedefi 
güden bir canavarın maskesi) korkunç bir gürültüye 
yol açmıştır. Herkes konuşuyor, kimse kimseye bir 
mesaj verme niyeti beslemiyor. Buna karşılık şiirde 
dil, en kapalı şiirde olanı bile, okuru önünde kristal 
berraklığıyla duruyor. Binlerce yıl ötesinden Gılgameş’i 
okuduğumuzda, Gılgameş’in dostunu yitirdiği anda ettiği 
sözleri taa içimizde duyabiliyoruz. Her şiir, dün olduğu 
kadar bugün de , dilin anlam aktarmak kadar duygu aktarmak 
da olan görevini yerine getiriyor.

Bir öz eleştiri yapmadan, eleştirdiğim noktalardan 
kurtaramam şiiri: Şiirin de gücünü, işlevini kötüye 
kullandığını çok gördük. Irkçlık yaptığını, savaş 
kışkırtıcılığı yaptığını, insanlar arasına düşmanlık 
tohumları attığını çok gördük. Bunlarla gerçek savaşı 
gene şiir verdi. Bir saptama daha: Şiirin ölümsüz 
olduğuna inanıyorum çünkü şiir enerjidir bence. 
Dönüşür, ama asla yok olmaz.

______________________________________________



Afşar Timuçin
2015 Dünya Şiir Günü Bildirisi

Şiirin ölüm kalım savaşı verdiği bir dünyada yaşıyoruz. 
Gerici güçler gerçek bilimi gerçek felsefeyi gerçek 
sanatı boğma yolunda bütün çabalarını ortaya koyarken 
ince bilge kırılgan şiir gökdelenlerin siyasetlerin 
çıkarların markaların adaletsizliklerin tankların 
altında eziliyor. Bir kazanma hırsıyla dünyaya ele 
geçiren sermaye herkese ileri teknoloji ürünleri 
pazarlarken şiiri de bütün gerçek değerlerle 
birlikte yok etmek istiyor. İletişim araçlarının 
yetkinliğine karşın yanlış bilinç üretmeyi görev 
bilenler yüzyılların getirdiği değerleri geçersiz 
kılmaya, parayı tanrı sayan bir uydurma değerler 
dizgesini yaşama geçirmeye çalışıyor. Evrensel 
cahillik her gün biraz daha yaygınlaşıyor 
kurumlaşıyor kökleşiyor saldırganlaşıyor. 
Hiçbir değer tanımama konusunda kararlı 
görünen dünya sermaye güçleri bu amaçlarını 
gerçekleştirme yolunda adım adım ilerlerken 
demokrat görünen demokrasi düşmanlarından, 
ahlak değerlerini her şeyin üstünde tutar 
görünen ahlak düşkünlerinden, devrimciliği 
kimseye bırakmayan kurulu düzen yardakçılarından 
alabildiğine destek görüyor.

Bu yüzden şiire bugün daha çok gereksinimimiz var. 
Kurtuluşun yalan yanlış tasarılarda, köksüz 
temelsiz düşlerde, ikiyüzlü ya da çokyüzlü 
ilişkilerde, basit ve bayağı siyasetlerde 
olmadığını, güçlünün eline bakmanın onursuzluk 
olduğunu bilenler dünyanın ancak şiirle, 
şiiri yaratanlarla ve şiiri özümleyenlerle 
kurtulabileceğini de biliyor. Şiir bize daha da 
insan olma yolunda neler yapmamız gerektiğinin 
öngörüsünü sağlıyor. Şiir bize kim olduğumuzu, 
insan için ne yapmamız gerektiğini, insana 
adanmanın nasıl bir şey olduğunu öğretiyor. 
Şiir kimseyi öldürmüyor, kendi için bir şeyler 
elde etmek istemiyor, insanlığı üçe dörde beşe 
bölmeyi düşünmüyor, insana güzelin yüceliğini 
duyururken aç yatan çocuklar için işsiz babalar 
için acılı anneler için daha doğru bir dünya 
kurmaya çalışıyor. Şiir insan olmanın ve insana 
adanmanın bilincidir. Şiir ışıktır umuttur savaştır 
inanıştır arayıştır. Şiir ün değildir unvan değildir 
zenginlik değildir, bir köşeyi tutmak bir yeri ele 
geçirmek ve orada cahilliğin ve çıkarcılığın 
saltanatını kurmak değildir. Kendilerini şiire 
adayanlar, yüce duyguların gerçek savaşçıları, 
gelin hep birlikte dünyayı şiirle kurtaralım, 
çünkü bugünkü koşullarda şiirden başka hiçbir 
şey bize aydınlıkların yolunu açacak gibi 
görünmüyor.
____________________________________________________


Refik Durbaş
2014 Dünya Şiir Günü Bildirisi

Kendisi de dahil hayata itirazdır.

Kendisine de karşıdır, itirazına da…
Savaşa karşı, ama kavganın yanında.
Barışa, özgürlüğe, vicdana taraftır.

Yolsuzluk, rüşvet yoktur defterinde.
Var oluşu baş eğmeyi reddinde.
Montaj, dublaj, kumpas bilmez.
Yazıldığı gibi yaşar anadilinde.

Edebiyatın isyankâr edepsizi,
Dünya halklarının ortak sesidir.
Düş ve gerçek, aşk ve karasevda
Bir de kendisi dışında her şeydir.

Şiir, şiirden başka bir şey değildir.
______________________________________________________

Eray Canberk
2013 Dünya Şiir Günü Bildirisi

Şiir herkese tanıdıktır; herkesin bildiğidir. Kırgının fısıltısı, 
öfkelinin haykırışıdır. Şair de Fuzûlî’nin dediği gibi yoksul bir 
hükümdar, görkemli bir yoksul olabilir.

Şair herkes için de söylese, kendi için de söylese türküsünü 
sözcükler bir kere dizeye dökülüp şiir oluştu mu herkesindir 
artık şiir.

Şiirin ana maddesi dildir. Öteki yazın sanatlarının da ana maddesi 
dildir ama şiirinki daha da dildir! Çünkü şiirde her sözcük kendi 
anlamını aşar, gizilgüç anlamını sunar şiire. 

Şiir düşüncelerle yazılmaz ama şiirsiz düşünceler de bir işe yaramaz. 
Şaire de şiirle yaşamak yetmez, şiirde yaşaması gerekir.

Tehlike anında kurtarıcıdır şiir. Karanlıkta birbirini yitirenler, 
yine birbirlerini bulmak için “Sese gel!” diye bağırırlar… Karanlık 
dönemlerde insanlığın kendini bulması için “Şiire gel!” diye 
bağırılmalıdır… Aydınlık dönemlerde ise zaten şiire gelinmiş demektir.

Bazı durumlarda ve bazı ülkelerde şöyle bir uyarıya gerek duyuluyor: 
“Dikkat! Lütfen şairleri ezmeyiniz!”

Şiir yazanların çokluğundan tedirgin olmamalı; şiir okumayanların 
çoğalmasından korkmalı.

Şiir para getirmez doğal olarak; ama bu yargı şiir para etmez demek 
değildir. Belki de bunun ayırdında olunmadığı için şiiri ve şiirini 
yitirmekte olan bir dünyada yaşadığımız söylenebilir ama bu şiirin 
yok olduğunu göstermez.

Unutmayalım ki şiir de bütün sanatlar gibi insanın en eski yoldaşı, 
insanlığın en eski verimidir. Dünya durdukça şiir de var olacak 
sürüp gidecektir.

Dağlarca’ya bir göndermeyle noktalayalım sözü: 

Duyuyor musunuz? Birileri “Şiire gel!” diye seslenip duruyor.

____________________________________________________
 

Sennur Sezer

2012 Dünya Şiir Günü Bildirisi

ŞİİR ÇAĞININ YANKISIDIR

Şiir, çağının seslerinin yankısını taşır: Kahkahalar, 
çığlıklar, ıslıklar… Aşk şarkılarına marşlar karışır, 
ağıtlara çocuk sesleri. Çok sesli bir korodur şiir, 
bir orkestra.

Şairler hükümdarlara övgüler yazsalar da bu sesleri 
şiirin orkestrasına ekleyemezler. Bir yıl geçmeden 
yıpranır gider o övgülerin kumaşı.

Eskimeyen, yaşamaya övgüdür, adalete, aşka.
Bir de diktatörlere yazılmış alaylar eskimez, 
bin yıllarca.

Şairler söz ustasıdır. Anadildir ustalığın nedeni. 
Vay şairlere ana dilini yasaklayana. Vay insanlara 
şiiri yasaklayanlara! Her dilde aşağılanmalı insanın 
düş gördüğü dilde yazmasını, şarkı söylemesini 
engelleyenler. Onlar için sövgüler bile armağan 
sayılmalı. Adları silinmeli tarihten.

Şiir, çağının seslerinin yankısıdır. Şair bu sesleri 
işler olan gücüyle. Aşk şarkıları, yaşama övgüleri 
duyulsun ister şiirinde. Hıçkırıklar aşktan kopsun, 
bir ağlayış olacaksa çocuğun ilk ağlayışı olsun.

Ve kadınlar, sesleri yüzyıllardır savaşları lanetlemekten 
yorgun, ağıtlardan kısık, şiirler söylerler güzel günler 
için, rüzgâra karışır. Onlara şiir yazılmaz, yazılanlar 
aşka övgüdür belki.

Şiir, çağının seslerinin yankısıdır. Sokaklardan kopup 
gelen seslerin uğultusudur. Zafer şiirlerinde ölen 
askerlerin analarının ağıtı duyulur. Aç çocuk 
ağlayışları ve dul kadınların çığlıkları. Bu yüzden 
ürperir bu şiirleri okuyanlar.

Çağının seslerinin yankısı duyulur şiirde.  Şiirinde güzel 
seslerin yer almasını isteyen şairin işi zordur. Çünkü 
açlığı, savaşları durdurmak için uğraşmak zorundadır. 
O şairlerin seslerini duyarız, çocuk seslerine kulak 
verdiğimizde.

_________________________________________________



Özkan Mert

2012 Edebiyatçılar Derneği Dünya Şiir Günü Bildirisi

Şiire bugün her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. 
Çünkü şiirin terörist sayıldığı, ana rahmindeki kitapların 
toplatıldığı çok zor bir dönemden geçiyoruz.

Şiir tarihin en büyük tanığıdır. 

Şiir tarihin en büyük tanığıdır derken, 
gerçek şiirden, edebiyat olan, çağının ayak seslerini 
yakalayan şiirden söz ediyorum. Rimbaud’un, Neruda’ların, 
Nazımların, Ritsos’ların, Thomas Tranströmer’lerin 
nefesinden geçen şiirlerden söz ediyorum.

Şiir yazmak ve okumak özgürleşmektir. Ben özgürleşmek için 
şiir yazıyorum.

Şiirin işi insanı bulunduğu en alçak yerden, en yükşek yere çıkarmaktır. 
İnsanı içinde çırpındığı karanlıklardan, aydınlık bir dünyaya 
çıkarma çabasıdır

Tarihin en büyük tanığı şairlerdir.

Ama iktidarların kucağında ‘endişelenen’ ürkek şairler değil, 
yaşamı boyunca onurlu, haysiyetli, uzlaşmasız ve özgür bir 
tavır sergileyen şairlerdir. Tarihin gerçek tanıkları onlardır.

Bugün şiirimizde yok olmaya giden tavır, gerçek şair duruşudur.

-Şair, dünyayı sözcüklerle gören insandır.

-Şairin gözlükleri sözcüklerdir.

-Şair egosunu yenmiş insandır.

Kendini övmeye ihtiyacı yoktur. Bir kanaryanın sesinin 
güzel olduğunu ispatlamaya ihtiyacı var mıdır?

Tarihin keskin bir tanığı olmak ve çağının ayak seslerini 
sözcüklerin içinden geçirtebilmek için yaşam ateşinin içinde 
pişmek gerekir. Ağaçların, yıldızlarla konuşmalarını dinlemek 
ve evren’in ıslığını duymak gerek.

Freud: "Ben nereye gittiysem, oraya benden önce gelen bir şair 
buldum." der.

Sartre: "Ben yazarak, insanların düzeyine yükseliyorum." der.

Şair, tanrı ve insanlar arasındaki boşluğu doldurur.

Şiir, işte böyle yüce bir iştir.

Böyle yüce bir işi yapabilmek için, şairin de yüce bir tavır 
sergilemesi gerekir. İşte bugün, Türk Şiiri’nde eksikliği duyulan 
en önemli şeylerin başında bu geliyor: Gerçek şair duruşu.

Şiir, şiir tacirlerinin elinden kurtarılmalıdır. Kötü şiir 
kurutulmalıdır. Çünkü kötü şiir, sömürü düzeninin bir parçasıdır. 
Hiç bir okur kötü şiir okumaya mahkum edilemez.

Tüm şairleri ve şiirseverleri, sözünü ettiğim onurlu, haysiyetli, 
özgür ve uzlaşmasız ‘Şiir Çatı’sının altında toplanmaya çağırıyorum.

Şiir evrenin ıslığıdır.

21 Mart. 2012 / Bodrum

______________________________________________________



Sait Maden

2011 Dünya Şiir Günü Bildirisi.

 
Günübirlik insan için “söz” soyut bir olgudur, toplumsal 
ilişkilerinde, dilsel alışverişlerinde kullanageldiği incecik 
bir zar, yapay bir kurgu. Nesneleri simgeleyen sözcükler, 
adlar gösterme nitelikleri dışında sadece boş birer kılıftır. 
Bugün bir vidanın, bir bilgisayar faresinin işlevselliği 
yanında sözün, sözcüğün iş görür hiçbir niteliği yok. 
Gülünçtür bunu beklemek ondan.

Oysa gerçek ozan için “söz”, şiirinde kullandığı dil 
somut bir güçtür, tıpkı kolu, bacağı gibi vücudunun bir 
üyesidir. Kendine özgü bir evren kurmaya çalışır onun yardımıyla.

Evet, bir evrendir şiir, uçsuz bucaksız, bilinmedik bir 
coğrafyadır. Binlerce ozan aramıştır onu, binlerce ozan da 
arayacaktır. Bulanlardan öğrendik böyle bir coğrafyanın 
varlığını. İlginç ülkeler tanıdık böylece, ilginç sesler,
görünümler, ilginç varlıklar. Adına “sözcük” dediğimiz 
nesnelerden üretilmiş varlıklar.

O ülkelere ayak basan kişi, bizim günlük yaşamımızda 
kullanageldiğimiz sözcüklerin kıskacından kurtulmuş ve 
yepyeni, alışılmadık seslerin dokuduğu, biçimlendirdiği 
o gizemli varlıklarla yüz yüze gelmiştir. Kendine özgü 
bir evren kurmaya başlar böylece.

Güçtür ozanın işi. Dil içinde yeni bir dil kurmaya, bunu 
gerçekleştirmeye adamıştır kendini. Binbir türlü engelle 
karşılaşır hep. Aşması gereken çok doruk, çok uçurum, çok 
deniz vardır. Ama hiçbirinden gözü yılmaz onun.Amaç, kutsal 
amaç çok ötelerde, tıpkı tüllere, mücevherlere bürünmüş bir 
sevgili gibi beklemektedir onu.

O ülkeleri aramakla geçti bütün yaşamım. Kıyısından 
köşesinden ulaştığımı sanıyorum. Bu çaba ne kazandırdı bana? 
Birçok şey: Günlük yaşamın, sıradan yaşamın, ıvır zıvır 
ilişkilerin çürük ipliğiyle örülmüş yaşamın dışında, 
gökkuşakları, ışık yağmurları, mutluluk denen kavramı 
binbir renkle süsleyip somutlaştıran bir bakış sağladı 
bana. Daha ne olsun!

 
Sait Maden
21 Mart 2011

_______________________________________________


Özdemir İnce

2010 Dünya Şiir Günü Bildirisi

New York’un Brooklyn Köprüsünde dilenen bir kör dilenci varmış. 
Köprüden gelip geçenlerden biri adamcağıza günlük gelirinin ne 
kadar olduğunu sormuş. Dilenci iki dolara zar zor ulaştığını 
söylemiş. Yabancı bunun üzerine kör dilencinin önünde duran, 
sakatlığını belirten tabelayı almış, tersini çevirip üzerine 
bir şeyler yazdıktan sonra dilencinin boyuna asmış ve şöyle 
demiş: “Tabelaya gelirinizi arttıracak bir şeyler yazdım. 
Bir hafta sonra uğradığımda sonucu söylersiniz bana.”

Dediği gibi bir hafta sonra gelmiş. Kör dilenci: “Bayım size 
nasıl teşekkür etsem azdır. Eskiden en fazla beş dolar 
veriyorlardı. Şimdi günde on-on beş dolar kadar topluyorum. 
Olağanüstü bir şey. Tabelaya ne yazdınız da bu kadar sadaka 
vermelerini sağladınız ?” demiş.


“Çok basit, diye yanıtlamış adam, tabelanızda ‘Doğuştan Kör’ 
yazıyordu, onun yerine ‘Bahar geliyor ama ben göremeyeceğim’ 
diye yazdım.”

Şiirin, söz sanatının gücünü anlatmak için, öylesine çok 
kullandım ki bu sözleri sonunda sanki benim oldu. Okurlar 
artık Roger Caillois’nın adını unutup buluşun bana ait 
olduğunu sanmaya başladılar.

Ancak, ben, şiirin söz gücüne ağırlık verirken, olgunun 
bir başka yönünü unutmuşum : “Bahar geliyor ama ben 
göremeyeceğim” cümlesi tersine bir etki yapıp kör dilenciyi 
beş dolarından da edebilirdi. Demek ki şiirin şiir olması 
için algılanması, alımlanması da gerekir. Bu da mümkün. 
Ama bu ilişki de tehlikeli. Ya alımlayıcı şiiri algılayacak 
düzeyde değilse. Bu da çok olası. Özellikle yeni ve yol 
açıcı şiir için.


 

Uzun süredir, yazdıklarımın alımlanması artık hemen hemen 
ilgilendirmiyor beni. Bu nedenle şiir sanatının övgüsünü 
yapmayacağım; şairin ve şiirin varsayımsal gücünü öne 
çıkartmayacağım.


 

Şiirlerimi soyut ve yaşsız bir okur (sadece “bir” okur) 
için yazdığımı anlamış bulunuyorum. Şairlerin Tekel 
emekçilerinin eylemi için şiir yazmaya teşvik eden benim 
gibi birinin onu sorumluluklarından soyundurduğum ve 
çelişkiye düştüğüm sanılmasın sakın. Ben şairlerin 
şiirlerini o biricik ve anonim okur için yazmalarını 
istedim. Tekel işçilerinin eylemi sadece yaralayıcı, 
acıtıcı bir izlek !

Bugünlerde yayımlanması gereken Toplu Şiirler’imin 
birinci cildinin önsözü şöyle bitiyor : 
“Size içtenlikle bir şey söyleyeceğim : Şiirlerimin, 
kuramsal yazılarımın, denemelerimin, çevirilerimin ve 
gazete yazılarımın ölümümden sonra başlarına gelecekler 
hiç ilgilendirmiyor beni. Unutulurlar mı, unutulmazlar mı, 
yaşarlar mı, yaşamazlar mı ? Bunlar hiç ilgilendirmiyor 
beni. Ben onları yazarak kendime bir hayat kurdum ve bu h
ayatta mutlu oldum. Belki başkalarını da biraz mutlu 
etmişimdir. Olabilir !”


 

Şairin şiiri hiçbir zaman ısmarlanmamıştır : Ne zamanı 
vardır ne de mekânı. Ama bu nedenle hem zamanı vardır, 
hem de mekânı.


 

Bir gün terekesi açılır, borcu ve alacağı ölçülür. Ama 
şairin ne borcu vardır, ne de alacağı.


 

Habersiz gelir, habersiz gider.


SİYASETNAME XXXII

Ozan töresidir Devlet mülkünü tartışmak,
ve sözün payıdır : Mızrağın ucu, palanın ağzı,
ama yasa mı erişir tımarına el koymaya
ve yoktur şiir mülkünün reayası;

Ozan işler şiirin derviş toprağını,
çift akçesini öder:
Sözün büyüsünde, ipin ucunda.

Ozan töresidir mülkü ve fetvayı tartışmak,
ama kimi saf, birkaç densiz , bazı daltaban
sanır ki şiir mülkü devlet mülkünden sayılır.

Gümüştür sözü ozanın, susması altın değildir,
karşı yasadır sözü, değiştirecek yoktur,
ve dirhemle tartılmaz sarraflar çarşısında.

______________________________



Kemal Özer

2009 Dünya Şiir Günü Bildirisi:

YALIN SÖZÜ YEĞLESE DE YALINAYAK DEĞİLDİR ŞİİR!

Bir yüzleşme günündeyiz yine.

Yine şiire bakıyoruz. Yine şiir ne işe yarar diyenlerle göz göze gelerek.

Sesimizde yankılanan yine öncelikli bir soru: Hangi niteliklerle yüz yüze 
getirir bizi şiir?

Sayabiliriz o niteliklerin birkaçını hemen: Yaratıcı eyleme merak, dönüşü 
olmayana cesaret, sıradana açılan savaş, emeğe gösterilen saygı, duyarlığa 
tanınan özgürlük, tasarlananı genişleten ufuk…

Şöyle diyebiliriz örneğin:

“Çin Seddi bittiği akşam duvarcılar nereye gittiler?” diye soran meraktır şiir.

Kralı çıplak gördüğünde korkağın söyleyemediği cesur sözdür.

Sıradanın yavanlığına başkaldıran çeşitlilik, emeği hor görene indirilen tokattır.

Duyarlığı sınırlı tutanın karşısına yeni bir dil ile, tasarlananı güdük 
bırakanın karşısına yeni bir dünya ile çıkandır.

Neruda’nın dediğini bir kez daha yineleyebiliriz öyleyse: Yedi canlıdır şiir. 
Bunca sömürü ve yoksulluğun insana yaşamı dar ettiği, işkence ve savaşlarla 
bunca zulmün, zorbalığın, kıyımın yeryüzünü kana boğduğu günlerde şiirin 
payına da canından olanların acısı düşer, soluğunun önüne birtakım engeller 
dikilir. Ama her keresinde yeniden
canlanacaktır o, yüzleşmek için ayağa yeniden kalkacaktır.

Her yüzleşme gününde kıyıcıya, zorbaya, işgalciye karşı diyeceği bir söz, 
yapacağı bir eylem, her yüzleşme gününde suskun kalanlara, boyun eğenlere 
karşı dolaşıma çıkaracağı bir öfke vardır çünkü. Eylemini kendisi kalarak 
gerçekleştirmeyi, öfkesini sözcüklere bürüyerek biriktirmeyi, sözünü çoğu 
kez yalın söylemeyi yeğlese de, onlarla
kıyıcının, zorbanın, işgalcinin ve suskunluğun üstüne yürürken yalınayak 
değildir. Çıkarıp kafalarına fırlatacağı bir ayakkabısı her zaman vardır.

___________________________________


Ahmet Oktay

2008 Dünya Şiir Günü Bildirisi

ŞİİR: "DİLİN İÇİNDEKİ YABANCI DİL" 

Şiirin iç çekişinde ya da haykırışında duyduğumuz, varlığın ve
varoluşun sesidir. Eğer şiir, en derin metafizik kaygıları olduğu
kadar, en güncel politik istekleri de dile getirebiliyorsa, bu ; hem
toplumsal etkinliğimize hem de tinsel beklentilerimize ait
oluşundandır.

Şiiri bir biçim sanatı olarak tasarlamak ya da tanımlamak, onu bir
içerik sanatı olarak da tanımlamaktır. Biçimi olmayan hiçbir öz ve
vice versa; özü olmayan biçim yoktur. Sadece ilişkiler ve karşıtlıklar
vardır şiirde. Evet’le hayır arasında diyalektik bir gidiş geliş,
Şiir budur.

Şiirsel imge, tam da Hegelci/Marksçı anlamda, karşıtların birliği ve
çözülüşüdür. Tam da bu yüzden, şiirden hem her şey, yani tinsel ve
toplumsal yaşamımızın olumlu ve olumsuz ögeleriyle dolmuş bütünlüklü
görünümünü dillendirmesini hem de hiçbir şey olmamasını, yani
göndergesiz bir söylem kurmasını bekleriz.

Ama son kertede şiir, Pindaros’tan bu yana, toplumsala gömülüdür
(socially embedded) ve toplumsal olarak düzenlenmiştir (socially
regulated).

Şiir, belirsizlikle doludur. Şair, başladığı bir şiir hakkında bir ön
düşünceye sahip olsa bile, şiirinin bütününün ne olacağını bilmez.
Şiir, bir yerde bilinçdışı ile bağlantılıdır. İrish Murdoch, şiirin
“doymak bilmez her yerde oluşundan” söz eder. Evet, her yerdedir
şiir.

Şiirsel dil, sınırları iyice belirgin bir şey’in ya da bir duyumun,
betimi değil, bir haline geliş’in dilidir. Deleuze/Guattari ikilisinin
sözleriyle, şiir “dilin içindeki yabancı dildir”

Şiir, en uzlaşmacı göründüğü noktada bile, yabanıl ve hayırlayıcı
olmayı başarır. Verili gerçekle yetinmeyiş, şairin başkaldırıcı
gücünün besleyici toprağıdır. Şiirin düzeni, son kertede bir
düzensizliği ima eder.

Küresel kapitalizm imgeler alanını, yani sanatsal alanı da
sömürgeleştirmiş bulunuyor. Ama şiiri halâ sömürgeleştiremedi ve Pazar
Ekonomisi’ne eklemleyemedi. Magazinel edebiyat basını, şiiri halâ
manşet yapamıyor ve ayağa düşüremiyor. Nietzsche “çekiçle felsefe
yapmaktan” söz etmişti.

Şair, halâ çekiçle yazabiliyor.

_______________________________


Cevat Çapan

2007 Dünya Şiir Günü Bildirisi

Şair arkadaşlarımızın önerisiyle, burada olduğu gibi, dünyanın 
birçok başka yerinde de dilin, özellikle de şiirin iletişim 
gücüne inananların kutlamaya hazırlandıkları bir bahar günü 
bugün. Kimileri parklarda, kimileri toplantı salonlarında, 
kimileri de sevdikleriyle kendi aralarında şiir okuyarak, 
şiir üstüne söyleşerek, şiir konusunda düşünerek kutlayacaklar 
bugünü. Şiirin insan acısını, sevincini, öfkesini ve akla gelmeyen 
daha nice duygularını nasıl dile getirdiğini yeniden hatırlayacaklar.
Kimileri Boğaz'ın iki yakasını donatan erguvanlara bakarak yapacak bunu, 
kimileri nerdeyse yanı başımızda patlayan bombaların eşliğinde, 
çığlıklar arasında, barut kokusu içinde. Bir yandan ezenleri, 
ezilenleri, öbür yandan geceleri, yıldızları, kokuları, tepeden 
tırnağa çiçek açmış ağaçlarıyla insanı deli eden bu dünyayı 
düşünerek katılacak bu kutlamaya. Şiirin yaşanan her şeyi beş 
duyumuzla canlandırarak (görerek, işiterek, koklayarak, tadarak, 
dokunarak) algılamamızı sağlayan bir duyarlık kaynağı olduğunu, 
bize duygularımızla düşünmeyi, düşüncelerimizle duymayı öğrettiğini 
hatırlatacak Dünya Şiir Günü kutlamaları. Özgürlük ve dayanışma 
özlemi içinde, bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi 
kardeşçesine yaşamaya bir çağrı olduğunu düşünecekler şiirin. 
Yalnızca Edirne'den Ardahan'a kadar değil, Çin'den Peru'ya kadar 
uzanan bir umutla...

______________________________


Hayrettin GEÇKİN 

ŞİİR NEREYE [ 21 MART 2007 KOU Dünya Şiir Günü Bidirisi ]

Yaradır şiir; sözcüklerin gizli, aykırı ve yasak buluşmasının 
yol açtığı. Öyle bir yara ki sızısından, dünyanın dönerkenki 
çıkardığı ses bile etkilenir. Sonsuza dokunmak, imkânsızla 
buluşmak iyileştirebilir ancak onu. Her seferinde öte gerçekleri 
uyandırmaya kalkışması, verili olanı sorguya alması bundan. 
Sözcüklerin ona dar gelmesi de.

Üşür, kentler yağmalandıkça
Ateş aldıkça silahlar
Muhalif bir soruya dönüşür sonra. Doğayla sevgili yakınlığı 
kuran, kendinin bir benzerini, itaat etmeyen ve emretmeyen 
birini arayan ozanın sorusu olur. İnsanın yarımlığına dokunmak 
için hiç açılmamış kapılarını zorlar sözcüklerin. Ve derin 
susmalardan, kanamalardan, anlamlı boşluklardan ve 
söylenmemişliklerden süzülüp “dünyaya nereden gidilir” diye 
seslenir. Bilinçli bir bilinçsizliğin içinden konuşur hep. 
Fakat bilincindedir muhalifliğinin. Ve hiçbir muhalif onun 
kadar muhalifliğinin farkında bile değildir belki de. 
Tanımlara sığmazlığı, hizaya sokulamazlığı, tuhaflığı, 
içtenliği, aykırılığı, öfkesi, kural tanımazlığı, uzlaşmazlığı 
nsana ve dünyaya karşı olmasındandır; insandan ve dünyadan yana 
olmasından…

Öteki ellerini kullan
Öteki sesinle çık sokağa
Diye uyarır insanı. Şiir, artık uzaklara hazırlıktır. 
Ve yolculuğa dönüşmüştür böylece. Çünkü bir mümkündedir aklı. 
Tasarlanmayan hayata bir türlü sığamaz, sığdırılamaz. Ortak aklın 
insanı sıradanlaştıran ortak egemenliği dışında bir yerde kendini 
yakalamaya çalışan ozandan başkası dayanamaz bu yolculuğa. Çünkü 
sadece ozan, önünde duran onlarca, yüzlerce sözcüğü iteleyerek, 
onların içinden yüreğine teyellenen, kalemine ilişen birkaçıyla 
yarattığı tufan sonucu, el değmemiş duyarlıklara, yaşanmamış 
aşklara, kurulmamış dünyalara tanık edebilir bizi; geçmişin ve 
sonranın derinliklerinden elde ettiği imgelerle şimdinin bilgisine 
taşıyabilir.

Yol yüründükçe, söz de yontula yontula azalır. Görünürde olmayan 
görünür olmaya başlar. Yüreklenir arka çıkılmamış düşünceler. 
Gelişmiş insan, yaşanır ülke ve barış içinde dünya düşleri 
kuran ozan, düşlerinin peşindedir aynı zamanda. Çünkü gelecek 
beklenen bir şey değil, yapılan ve yaratılan bir şeydir onun 
için. Bu durumu;

Öteki gözümle gördüm gerçeği
Şaşakaldı iki gözüm
Diye duyurur bize. Bütün zamanların sanığı olarak gösterilir, 
olsun. Onun için önemli olan, hayatı üst bir hayata, anlamı üst 
bir anlama taşımaktır. Bir hayli zorlanmıştır dilin sınırları. 
Susmalar bile dile dönüşmüştür artık. Hayat nerede eksikse şiir 
de oradadır. Ancak, kor ateşte ele geçmeyen ve ressamın tuvaline bir 
türlü taşıyamadığı renk gibidir. Yetinmez anlamla. Açıları arasında 
sonsuzluklar bulunan bir düşgendir çünkü.

Ne yapsanız, nasıl söyleseniz her tanımda eksik kalır. Ve hep 
ulaşılmazlıkla besler kendini. İsteyen; gece şafağa, tomurcuk 
meyveye, sevinç öpücüğe ve korku güvene dönüşürken görebilir onu. 
Aşkın önünde diz çökenler ve sevgilinin karşısında hiçbir şey 
olmayan ve onunla sonsuzca eşitlenenler… Bütün hayatlardan 
devşirdiği bir hayatla, birkaç yıldız ötede bir düşte konaklayan 
ve düşlerin de gerçeğin sınırlarına alınmasını isteyen ozanın, 
varlığından sıkıntı duymayacağı ikinci bir dünyadır artık.

Şiir sayesinde kendisini keşfeden, yeteneklerinin, cesaretinin 
ve özgürlüklerinin sınırlarına ulaşan ozana, söylenecek bir şey 
mi kaldı?

Ey ozan, sözcüklere daldır yüzünü, şiirden daha derin bir deniz 
var mı?

_____________________________


Ali Ziya Çamur

2007 Dünya Şiir Günü Bildirisi

Şiir, yaşamın gizemli bir ırmağıdır, gerisin geriye de akabilen bir ırmak. 
Yüreklere doğru aktıkça, sevdalar, umutlar, özlemler çiçeklenir. Bu ırmaktan 
yoğunlaşan duygular, sözcük bulutlarını gül yağmuruna dönüştürür., düşler 
evrenine kapılar açar, köprüler kurar.

Şiir, bir sestir, yaşam denen kristal kürenin içinde, boyun eğmez karanlığın 
hançerine. Aydınlıkta solunan güneş rengi dizelerde hasretler tüter barış 
üstüne. Bilincin koyağındaki çırpınışlarda şiir sessizce kırar hüznün kabuğunu.

Şiir, sevgiyi emekten süzmek, gizli güzellikleri bularak yeniden yaratmaktır. 
Gerçeğin ne fotoğrafı, ne de doğanın kopyasıdır. O, nesnel gerçeğin 
güzelliklerden süzülen öznel bir yansımasıdır. Ne gökte, ne de yerdedir. 
İnsan olan, insan kokan her yer mekânıdır şiirin. 

Şiir ne karın doyurur, ne de kasaları doldurur. Ama yürek yelkenlerini 
şişirir ardına dek. Çünkü insan yüreği her zaman açtır, her zaman güzelliğin 
büyüsüne gereksinme duyar. Sözün en tatlı özü olan şiir, ekmek ve su gibi 
kutsal bir ihtiyaçtır. 

Şiir, sevdanın, haklı bir kavganın, zaferle biten bir çabanın adıdır. 
Özlemin kardeşidir. Bir çocuğun gülüşü, bir bebeğin ağlayışıdır. Bir 
yaprağın suya düşüşü, bir martı kanadının denize vuruşudur. Toprağı öpen 
yağmurun, rüzgârda uçuşan karın kokusudur.

Şiir gelip de çalınca kapıları, açmak gerek yürek evinin kapısını, ta 
ardına kadar. O, yaz güneşini emmiş ballı bir yaban üzümüdür. Heybesi 
şiir dolu olan, bir sevgi yolcusudur. İçinde çağıltılı bir ırmak akar. 
Şiiri bir giysi gibi sırtına geçirenlere, pencereler açılır tan yerinin 
en kıvamındaki renkten. Bu pencereden, toprağın insan sıcağında nasıl 
mayalandığını görürüz.  Ormanlar, dağlar kanatlanıverir. Kuşlar, yeni 
bir mavi çizer göğe.

Şiir, balta girmemiş ormanların yeşil gülüşüdür. Bir ceylanın hızlı 
kaçışıdır. Azgın bir çağlayanın yüksek tepelerden dökülüşüdür. 
Alabalıkların soğuk dağ sularında yüzüşüdür. Gökte parlayan ayın, 
dağların arkasından yükselen güneşin, denizin sularında oynaşan altın 
ışıkların, yeşil çimenler içinde fışkıran bin bir çeşit çiçeğin sevilme 
isteğidir şiir.

Kısacası, şiir kavuşmanın tadı, ayrılmanın acısıdır. Güzellik işçisi 
olan ozanın en derin sanatıdır. Sözün damıtılmasıdır.

____________________________


Arif Damar

2006 Dünya Şiir Günü Bildirisi ]

NE MUTLU ŞİİR OKUYANA VE SEVENE !.. 

şiir depremdir, şiir ayaklanmadır, şiir başkaldırıdır. şiir şimşektir,
yıldırımdır, gök gürültüsüdür şiir. şiiri, yani yıldırımı hiçbir siper-i
saika durduramaz. şiir korkunçtur, güzeldir. hiçbir kapı, hiçbir duvar
önünde duramaz. kapı tunçtan, demirden, çelikten de olsa önünde duramaz.
şiir yürür, ezer geçer. şiir her şeyden, herkesten daha güçlü, daha
yıldırıcıdır. şiir sınır tanımaz, ne kral tanır, ne imparator. şiir cengiz
han 'dan da, sezar 'dan da, hitler 'den de, büyük iskender 'den de büyüktür.
şiirin yürüdüğü yolun bitimi yoktur. şiir sonsuzluğa gider, sonsuzluktan
gelir. şiir hiçbir güce boyun eğmez. en güçlüden daha güçlü, en güzelden
daha da güzeldir. eşsizdir, bir benzeri daha olmamıştır ve olmayacaktır da.
şiir bütün dillerden başka, bambaşka bir dille konuşur. ama onun dilini,
söylediğini herkes ama herkes anlar. şiiri hiçbir güç tutsak edemez. altın
da, pırlanta da, elmas da şiirden değerli değildir; olmamıştır,
olmayacaktır. şiir dilsizleri konuşturur, sağırların kulaklarını açar. şiir
buluttur, yağmurdur, gökyüzüdür. şiirin arkadaşları, dostları vardır. en
yakın dostu bilimdir. sonra musiki ve resim gelir. şiirde müzik de vardır,
resim de, yontu da. mimar sinan 'la da dosttur, darwin, einstein 'la da.
şiir gelecektir, umuttur, özlemdir, mutluluk ve güzelliktir.

şiirden en zalim, en gaddar, en acımasız krallar, imparatorlar bile çekinir,
korkar. şiir ölümü bilmez, şiir yaşamdır. şiir muştu, sevinç ve mutluluktur.
şiir kötümserlik bilmez, tanımaz. iyimserdir, cömerttir ve gençtir,
delikanlıdır. yakışıklıdır şiir.

şiir sonsuzluk gibi en güzel kokar; güllerden de, karanfillerden,
zambaklardan da güzel. şiir deniz gibidir. nasıl denizi kimse anlatamazsa
şiir de tıpkı öyledir. homeros, dante, shakespeare şiiri anlatmak için büyük
çaba harcadılar ama şiiri deniz gibi tam anlamıyla kimse, hiç kimse
anlatamadı.

deniz gibi, o da yalnız kendi anlatır kendini. şiir sevgilidir, şiir
yazandan iyi koca olmaz. iyi baba, iyi oğul, iyi kız da olmaz belki ama iyi
arkadaş, iyi dost, iyi kardeş olur. şiir sevgilidir dedik ve hep sevgili
kalmıştır ve kalacaktır.

şiir ne tanker, ne şilep, ne gemidir. şiir yelkenlidir. bir korsan
yelkenlisidir. hayduttur şiir. şiir aldatmaz, çalıp çırpmaz. doğruluktur
şiir. emektir, alın teridir. şiir inatçıdır, hırçındır ve hep ama hep yürür
gider. şiir durmaz ve durdurulamaz. şiire ne boyunduruk, ne tasma takılır.
şiir zincire vurulamaz. şiire kelepçe takılamaz. şiir özgürdür, özgürlüktür.
şiir zalimlere, alçaklara, namussuzlara meydan okur. onun gücü en güçlüye
boyun eğdirir. engel tanımaz. engelleri yıkar ve ezer geçer. şiir
ölümsüzdür. şiir olmasa, sevdalılar söyleyecek söz bulamaz; o zaman sevda
da, aşk da olamaz. insanoğlu yok olur. şiirdir insanoğlunu sürekli kılan.
anaların şefkati, babaların güveni, çocukların kıvancıdır. şiiri anlatmaya
çalıştım ama ne gezer. önce söylediğim gibi şiiri, deniz gibi kendi, yalnız
kendi anlatır. yaşasın şiir. yıkılsın diktatörler, krallar, asiller,
emperyalistler. şiir zaten onları hep ama hep yıktı ve hep yıkacaktır. ne
mutlu şiir yazan, şiir okuyan, şiir sevene. ötesi yok.

________________________________

Gülten Akın

2002 Dünya Şiir Günü Bildirisi'nden Bir Bölüm

"Anneler Günü, Babalar Günü, Sevgililer Günü, Názım Yılı, Mevláná Haftası 
ve Dünya Şiir Günü.

Ne oldu bize, bizlere? Eskiden önemsediğimiz, sevdiğimiz, bağlandığımız 
değerleri birer güne, yıla bağlayarak iptal mi etmek istiyoruz geri kalan 
zaman için? Yoksa anneye, babaya, sevgiliye, şiire, Názım'a yer kalmadığı 
gibi bir endişeden mi?

Birey olmak için toplumsallıktan geçiremediğimiz bu hayattan hálá biraz 
utanç mı duyuyoruz? Utancı yenmek mi istiyoruz; bir gün anne, bir gün 
sevgili, bir gün şiir diyerek?

Yine de savaşlara, gücün güçlünün egemenliğine, kıyımlara, işkencelere 
karşı durmaya çalıştı şiir.

Özgürlüğümüzü arıyoruz. Şiir özgür olmalıdır diyoruz; ama hayatımızı 
özgür kılamadığımız için şiirimiz özgür olamıyor.

Şiirin düşünceyi, sezgiyi zenginleştirici, derinleştirici, ufuk açıcı 
olduğunu biliriz. Şiir her zaman, şiir bazen, şiir bir kez de olsa 
paylaşılan şeydir.

Rüzgár uğultusu, kar sesi, bulut gölgesiyle MAVİ KUŞ'un peşinde her gün."

____________________


Fazıl Hüsnü Dağlarca

1991 Dünya Şiir Günü Bildirisi 

Şiirler, nereden geldiği belli olmayan, tanımı yapılamayan, bütün
yaşamımızı etkileyen boyutları evrence süren o ateşböcekleridir. Şiir
yazan sözcüklerin "yeri" vardır. Bu yerler sandığımızdan büyüktür.
Yanyana geldiklerinde eski ya da yeni yeryüzlerini ulaştırırlar bize.
     Şiir yazan sözcüklerin şiir yazmayan sözcüklerden nasıl
ayrıldıklarını yazar, düşüncelerindeki boyutla sezebilir. Bu ayrımı
yaparken neyin şiir olduğunu, neyin olmadığını kişisel varlığının o
andaki soluk almasıyla anlar.
     Şiirler yerlerini birbirlerine katarlarken bir başarıya da
ulaşırlar. Yazın evrenindeki genel yeri genişletmiş olurlar. Bugün
bir Rus Edebiyatı, bir Fransız, bir İngiliz Edebiyatı alanları varsa
bu kazanç, o ülkeler şiirlerinin kazandıkları, bize kazandırdıkları
özel yerlerle oluşmuştur.
     "Yer" sözcüğünün üzerinde duruyorum, "ses" demek istemiyorum
burada. "İm" demek istemiyorum. "İmin Yürüyüşü" adlı yapıtımda
söyledim bunları. "Yer" sözcüğüyle anlatmak istediğim komik bir
alandır. O ateşböceklerinin alanıdır. Kozmik alanların şiirlerden
oluşmuş yaratılar olduğunu da hepinize duyurmak isterim.
     Çeviri olayı, bütün yönleriyle anlaşılmamıştır. Bir dildeki bir
yapıtın dile dönüştürülmesi ne yazık ki çeviri gerçeğinin tek örneği
sayılmıştır. Dilden dile aktarma, çeviri gerçeğinin belki de milyarda
biridir ya da dışındadır.
     Burada anlatmak istediğimiz gerçek çeviridir.
     "Gökyüzü"nün "yeryüzü"ne çevirisi bugüne dek yaşanan tek
çeviridir. Çeviri birbirini yaratırken evrenin ta kendisi
sayılmalıdır. Oluşum dediğimiz olay, doğadaki gizin açıklanmasıdır.
İlk patlamaların bize getirdiği eylem, bir sözün çevirisinden başka
ne? Daha önceki yaşama, vardığı söylemi, başka bir söyleme
dönüştürürken, yaptığı eylem çeviridir. Yüzyılların binyıllara,
binyılların sayısız uzaklara ulaşması bir elle uzandığımız, öteki
elle tuttuğumuz tek yazıdır. Bu tek yazı insan varlıklarına ulaşırken
çiviye benzemiş olabilir. Adına hiyeroglif denebilir, adına papirüs
denebilir. Unutulmamalıdır ki bütün bunlar insan usunun çeviri
eylemini gözler önüne serer.
     Şiir, günü geleceğe çevirirken öylesine zenginleşir ki telefon
derler ona, gramafon derler ona, radyo, televizyon, bilgisayar,
internet derler ona, yine de bütün gücünü dile getiremezler.
     Şiirin bütün özdeklerde görünümü başka başkadır. Kuşun sesinde
görünen odur, maviliği sese dönüştürmüştür. Demirin ateşte dövülürken
kıpkırmızı olması odur; dışarı çıkmayı kırmızıya dönüştürmüştür.
Yaşlı bilginin avuçlarındaki harfler odur; evreni umuda
dönüştürmüştür. Gelin olan kızın ilk gecesi odur; ipeği sevişmeye
dönüştürmüştür. Birbirimize yakınlığımız odur; ekmeği özgürlüğe
dönüştürmüştür.
     Duyuyor musunuz şimdi? Duyuyor musunuz, burada sizi bana
dönüştürmüştür.

  
        

AnaSayfa